Sınırsız bir yazı

Bugün, sınırsız bir yazı yazmak geldi içimden. Mutluluğu, huzuru, duygusu sınırsız, düşünce özgürlüğü, gündem, siyaset yorumu, fikir haykırışı sınırsız ve vatan, bayrak, ezan aşkı sınırsız olan bir yazı… 
Sınırım yok benim. Mutluluğum sınırsız, neşem, huzurum, tebessümüm sınırsız. Allaha aşkım, hayata sevdam, yaşamaya hevesim sınırsız benim. Güne öfkem, düne hırsım, yaşanana isyanım sınırsız benim. Bazen, her şeyi ve her insani sınırsızca seven ben, aynadaki kişiden sınırsızca nefret edip, onu kurşuna dizmek istiyorum, bazen de, onu uzun vakit yaşatıp, her güne dair, sınırsız cümle katmasını istiyorum.
Evet, bir ayarım, bir sınırım yok benim. Ancak, her an gerçeğim ben. Öfkeli, isyankâr, ölümü çare olarak kabul eden adam da gerçek, İslam’a, siyasete ve duygulara dair yazmaya âşık olan adam da. Dediğim gibi, sınırsızım ben. Aklım, fikrim, derdim, çilem ve kalemimdeki cümleler sınırsız. Bugün de, sınırsız cümleler ile sınırsız bir yazı yazmaya niyet ediyorum. 
Evet, gerek haber bültenlerinde, gerek tartışma programlarında, gerek sosyal medyada ve gerek ise sohbet ortamlarında, gündem ve son zamanlarda yaşanılanlar, basit, ezbere cümleler ile konuşuluyor. Sürekli aynı cümleleri kurunca da, olayların değeri, önemi basite iniyor. Oysa yaşadığımız olaylar, atlattığımız badireler ve 15 Temmuz ile başlayan, Afrin Zeytin Dalı Harekatı ile elde ettiğimiz zafere kadar, yazdığımız tarihler, olanları analiz ettiğimiz cümleler kadar, basit değil.
Daha önce de yazdığım gibi, Cumhuriyetimizin, Osmanlı torunu olduğunu hatırlayıp, yeniden ayağa kalkması ile birlikte, dünya, gerçekten kılıfını yırtmaya başladı. Çünkü artık, daha doğrusu şimdilik, sahada da, masada da, özgüveni, gerçek gücünü yeniden fark eden, Müslümanın olduğu her yere, İslam sancağın dikmek ve Osmanlı adaletini, dünyaya yaymak isteyen, yeni bir Türkiye var. Garibin gözünden akan yaşı silen, girdiği her yere huzur saçan ve mazluma umut olan, yeni bir Türkiye var. Bu yeni Türkiye ise, kendini süper güç sanan, her fikrini, hayata geçireceğini düşünen ve kendini, dev aynasında, dünyanın patronu olarak gören Amerika’yı, çok sinir ediyor. Ve şimdi, er meydanında, dünyaya, adalet ve özgürlük getirmek isteyen bir Türkiye, karşısında ise, öfkeli, hırçın bir Amerika var. Bu ikili de, her geçen dakika, zor günler büyütüyor.
Bu çekişme, bu savaş, Amerika’nın İslam’a, dolasıyla Türkiye’ye kini, öfkesi, hiç bir zaman bitmeyecek. Amerika’nın hain planları, Türkiye’yi haritadan silme arzusu ve adı, “Osmanlı’’ olan kuyruk acısı, dünya durduğu sürece, devam edecek. Amerika bu. Elbette ki, Türkiye’nin imza attığı zaferlerden rahatsız olacak, elbette ki, ayağa kalkan Türkiye’yi, yeniden, ‘’hasta adam’’ kılığına sokmak için, sahada da, masada da, her türlü hamle yaptı, yapıyor ve dünyanın ömrü boyunca yapacak.
Dedim ya, Amerika bu. Bize dair, hayır rüya görmedi, görmeyecek. Amerika, bize dost olmadı, hiç bir zaman da olmayacak. Ancak, beni asıl üzen ve benim asıl çözemediğim şey, cüzdanında TC kimliği taşıyan bazı insanların, sırf iktidar nefreti sebebi ile Amerikancı olmaları ve hatta bir tık daha ileri gidip, PKK’ya, FETÖ’ye sempati duymaları.
Oysa dünyanın hiç bir yerinde, Türkiye kadar özgür, Türkiye kadar hür ve Türkiye kadar konuşan başka bir ülke daha yok. Evet, artık bir karar verelim. Hangi tarafın neferiyiz? Hilal’in ayağa, Haç’ın da saldırıya kalktığı bu zamanda, adalete,  özgürlüğe ve huzura aşık Türkiye’den mi tarafız, yoksa, ezani susturmak, Kur’anı çöpe atmak isteyen ve mazluma zulüm eden Amerika’dan mı? 

YORUM EKLE