Siyasi nezaket vardı ne oldu ona

Eskiden siyasi nezaket diye bir şey vardı. Belli makamlardaki insanlar hiçbir şey düşünmese “Bu benim bulunduğum partiye yapılsa kaldırabilir miydim” diye düşünürdü.

Şimdilerde ise kimse bulunduğu konumu falan umursamadan birbirine laf söylüyor.

Mecliste grubu bile bulunmayan bir partinin genel başkan yardımcısı kalkmış bir başka siyasi partinin genel başkanına cevap verebiliyor.

Şaşılacak iş!

Hiç düşünmüyor ki ben kimim? Ne yapıyorum? Kime söylüyorum? Benim genel başkanımın ağzı dili yok mu ki iş bana düştü…

Sıfır!

Ayhan Sefer Üstün’den bahsediyorum. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir açıklama yapmış, Ayhan Sefer Üstün buna cevap vermeyi kendisinde hak görmüş.

Tamam hiç düşünmemişsiniz “Ben bir genel başkanla denk miyim” diye. Bu normal de…

Kendi genel başkanınızı da ezmiş olmuyor musunuz?

Başka bir siyasi partiye siyasi nezakette bulunmuyorsunuz. Hadi bu anlaşılabilir bir şey de…

Kendi bulunduğunuz partide de basamak atlamış olmuyor musunuz?

Siyasi nezaket herkese lazım. Toplumun siyasilere saygı göstermesi için öncelikle siyaset kurumu içinde bulunanların birbirine saygı göstermesi lazım.

Kime sorsanız “Siyaset çok kirli.”

Peki siyasetin dışındaki seçmen olma dışında bir etkinliği olmayan insanlar mı siyaseti kirletiyor yoksa siyasetin içinde olanlar mı?

Siz birbirinize saygı göstermezseniz, en azından siz kendinize saygı göstermezseniz toplumun da size saygı göstermesi zor olur.

Hatırlatmış olayım.

Bir sakin olsak aslında

Toplu iftar yapan bir aile dün hepimizi korkuttu. Şu geçmişten getirdiğimiz “Bana bir şey olmaz” mantığını bir aşamadık gitti. Adam emniyet kemeri takmıyor. “Bu mu bizi koruyacak” diyor. Dolmuşa binerken maskesini gösteriyor. Koltuğuna oturunca takmıyor. “Bez parçası adamı mı korur” savunmasında bulunuyor.

Akrabaları ile iftar ediyor “Bir şey olacak olsa şimdiye kadar olurdu” zannediyor.

Allah aşkına. “Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik” dedikleri yerdeyiz.

Ramazan bitmiş. Son üç günde yapılacak iş mi bu? Allah aşkına. Tedbiri elden bırakmayalım.

Herkesin sabrı zorlandı. Ama maraton yarışı 50 kilometre ise 50 kilometre koşacaksın. 49 kilometre koşup da “Ben kendime göre çok iş başardım” diyemezsin. O zaman maratonu bitirmiş sayılmazsın.

Koronavirüs ile de bu kadar mücadele edip kalkıp “Yeter bu kadar” diyemeyiz. İşimizi sonlandıracağız. Allah’ın izni ile alnımızın akı ile çıkacağız. Ama işte şu “Bana bir şey olmaz” mantığını yenebilirsek.

Kimse eskisi gibi değil artık

Krizde kimse olduğu yerde durmaz. Ya daha aşağı gidersiniz ya da yukarı. Kimse krize girdiği gibi krizden çıkamaz.

Pek çok firma kriz döneminde üretimini durdurdu. Ya da tesisini kapattı. Ama bazıları dönüşüm geçirdi. Krizden fırsat üretti. Pantolon, şapka diken adam maske üretmeye başladı. Deterjan satan dezenfektan üretti.

İş makineleri üreten firma dezenfekte kabini üretti.

Arifiye’de bir firma araç klimalarını virüs barındırmayan şekle dönüştürüyor.

Sadece maddi olarak düşünmeyin. Prestij olarak da pek çok iş başarıldı. Bunların başında meslek liseleri ve kız meslek liseleri geldi. Kimya bölümü olan meslek liseleri kolları sıvadı. Hemen dezenfektan üretimine başladı. Kız meslek liseleri ve Halk Eğitimi Merkezleri maske üretmeye başladı.

Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere pek çok belediye halk nazarındaki prestijini artırdı.

Sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler de bir sınavdan geçti. Kimi değer kazandı. Kimi unutulmaya yakın durdu.

Sadece maddiyat da değil konu. Arayıp sormak da prim yaptı.

Muhtarlar mesela. “Muhtar ne için seçiliyor”, “Ankara’ya gitmek için muhtar oluyorsunuz”, “Maaşı olmasa kimse muhtar olmaz” diyenler utanmak zorunda kaldı.

Özetle pandemi döneminde kimse olduğu yerde kalmadı. Kimi daha büyüdü kimi daha küçüldü.

Ham maddi olarak hem de manevi olarak…

HECATİ: Aklımız mutluluğumuza engel oluyor hakim bey…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet çatalbaş
Mehmet çatalbaş - 2 hafta Önce

Bir siyasi partinin genel başkanı başka bir siyasi partinin il yön kur üyesini muhatap alıp laf söylemedi yakışık alırmı