Size bir hikaye anlatayım

Madem hafta sonundayız. Biraz daha hafif konulardan bahsedelim.

Genel olarak bir yerde sorun çıkaran kişilere “muhalefet etme” denir. Kafadan “muhalefet” “sorun çıkaran yapı” olarak nitelendirilmiş olur. İktidardakiler muhalefeti sınıflandırma hakkını da kendinde bulur. İktidardadır ve sınıflandırmak da onun hakkıdır. “Yapıcı muhalefet” “Yıkıcı muhalefet” der.

“İşime gelen muhalefet” “İşime gelmeyen muhalefet” demek ister.

Size siyaset dersi verecek değilim. Zaten güzel ülkemde üç kişiden dördü siyaseti siyasetçi.

İktidar-muhalefet sarmalına girmeden bir  hikaye anlatmak istiyorum.

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş. “Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.

Yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”

Hikaye alıntı elbette. Ve muhtemelen de böyle bir şey olmamıştır ama…

Olay şu. Oturduğun yerden eleştireceğine bir kere de çözüm önerisinde bulun. “İyiyi övdüm kötüye sövdüm” diye muhalefet olmaz arkadaş. “Kötüyü eleştirdim, iyiyi geliştirdim” diyebilmek lazım…

Kaşınıyor musunuz

Sakarya’da eczaneleri bir ziyaret edin. “En fazla satılan ilaç ne” diye sorun. Muhtemelen iki ilaç söyleyecekler. Biri uyuza iyi geliyor, diğeri bite…

Sene olmuş 2019 biz bitle uğraşmaya başlamışız.

Hepsi bu da değil elbette. Bir de ne olduğu bilinmeyen ve “Allah’ın takdiri” olarak nitelendirilen el ayak hastalığı diye bir şey var. Bu hastalık çocuklarda görünüyor. “El ayak hastalığı” diye bir hastalık var mı onu da bilmiyoruz. El ve ayaklarda yara çıkması şeklinde görüldüğü için bu isim verilmiş bile olabilir. Halk Sağlığı’nın resmi sitesindeki tedavi kısmında da “Hastalığın spesifik bir tedavisi ve aşısı yoktur. Hasta kişilerin şikayetlerine yönelik ve varsa komplikasyonlara yönelik tedaviler uygulanabilir” yazılmaktadır.

Tüm bunları neden yazdım?

Geçenlerde eczacı bir dostum eczacılardan oluşan bir whatsapp grubu olduğunu ve orada bir eczacının, “Sakarya’da uyuz ve bit salgını olduğunu söyleyen vatan hainidir” tarzında bir paylaşımda bulunduğunu söyledi. Bu paylaşım eczacılar arasında tartışmaya neden olmuş.

Eskiden milli tarih ve milli coğrafya dersleri çok eleştirilirdi. “Tarihin, coğrafyanın millisi mi olur” denirdi. Şimdilerde ise en çok ilacı sattığınız alanda “Bu hastalık vardır” derseniz vatan haini olabilirsiniz.

Milli tarih, milli coğrafya derken sıra milli farmakolojiye kadar geldi demek ki…

Çok bile verdik

Asgari ücretle ilgili tespit yapıldı. Yapılan uzun görüşmeler sonunda yüzde 15 oranında bir fiyat artışında uzlaşıldı.

Bir karardan herkesin memnun olmasını beklemek elbette mümkün değil. Ama herkesin aynı anda günde aynı konuyu konuşması ve bir köşe yazarının bu konuyu es geçmesi beklenemez.

Sadece bir tespitimi sizinle paylaşmak istedim.

Muhalefet kanadı asgari ücrete verilen zammı beğenmedi de…

İktidardakilerin “Yıllık enflasyonun üstünde zam verildi. 2002’den bu yana asgari ücret yüzde 142 oranında arttı” demek aslında “Gözünüze dizinize dursun” veya “Çok bile verdik” demek değil mi…

Sözcükleri seçerken aslında biraz daha kibar olmak gerekmez mi?

Hele de konunun insan emeği olduğu bir noktada…

HECATİ: Dostluğum bakidir. Düşmanlığım da...

YORUM EKLE