Sizi ben şikayet edeceğim

Akgöl’de yaşanan kayık faciasından söz ediyorum. Üç genç balık avlamak için Akgöl’e açılıyor. Güvenlik önlemi yok. Eğer jandarma yakalayıp gençlere ceza yazsa belki jandarmaya kızarız. “Başka işiniz yok mu” ya da “Ceza kesecek başka bir şey kalmadı mı” diye…

Gençlere de söylenecek bir şey yok. Ne yapsın yani çocuklar? Yaşadıkları yerde yapabilecekleri aktivite mi var? Kış aylarında ya ava gidilir ya balığa. Ama alınan hiçbir tedbir gereksiz değil işte.

Bizim başımıza ne gelirse “Bana bir şey olmaz” demekten oluyor.

Yüzme bilseler de o kıyafetleri ile kurtulma şansları yok zaten. Direnseler bile soğuktan kurtulmaları mucize olacak.

“Vadeleri bu kadarmış” demek de mümkün.

Ama daha birkaç yıl önce hemen komşu mahalle olan Tepetarlar’da bir kayık alabora olmuştu. Orada da bir kişi yaşamını yitirmişti. Demek ki bu kayıklar aslında bu işler için uygun değil.

Kolay alabora olan bu kayıkların kullanımı ile ilgili ya önlem alınmalı ya da bu kayıkların kullanılması konusunda eğitim verilmeli.

Yeterince ölmedik mi?

Bu şekilde bir olay yaşanıyor. Üstünden sadece bir yıl kaç yıl geçiyor. Aynı şekilde başka hayatlar yok oluyor.

Neticede olan oldu. Su gibi gençleri yuttu sular.

Onlar için dua etmekten başka yapacağımız bir şey yok belki. Ama bundan sonra bu tip acıların yaşanmasını önleme imkanımız var.

Şimdi o yaşamını yitiren çocukların vebali hepimizin üstünde. Dile getirmeyen gazeteciler de bu işte temiz değil…

Hepimizde suç var. Ama suç kadar mesuliyet de var. Bundan sonra olabilecekleri önlemek için ve bu şekilde tedbir alınarak önlenebilecek kazaların önüne geçmek için, gençlerimizin hayatlarının değerinin anlaşılması için, yok yere ölümlerin yaşanmaması için bize yüklenen bir sorumluluk var.

Canınız sıkılsa da bundan sonra basit kayıklarla avlanmaya çıkanları şikayet edeceğim. En ağır cezaları almaları için gayret edeceğim. Eğer ihtiyacınız balıksa onu size ben alıp veririm. Yeter ki ölmeyin…

Umudumuz da olmasa

Bizim gazetenin dünkü manşetinde Sakarya’da kullanılan krediler vardı. 2 binin üstünde esnaf toplamda 120 milyonluk kredi kullanmış.

Bu para ile aslında çok ciddi yatırımlar yapmak mümkündü. İşleri geliştirmek ya da yeni iş alanları açmak. Ancak esnaf bu durumda işlerini geliştirmeyi bir kenara koyun sürdürmeyi zor başarıyor.

Kendi işimizden örnek vermek gerekirse…

Kriz öncesinde kağıt aldığımız toptancı bize kağıdın birim miktarını (1000 adedini) 58 liradan veriyordu. Altı aylık çek karşılığı… Krizden biraz önce kağıt lazım oldu. Toptancımız bize 65 liradan kağıt verebileceğini söyledi. Üstelik de çek kabul olmuyordu artık. Biz sitem edecek olduk, “Paran varsa 100 paket değil 1000 paket al” dedi. Güldük. Zaten olan olmuş. 100 paket aldık.

Elimizdeki stok tükendiğinde kağıt artık 185 liraydı. Ancak bizim baskı bedelimiz değişmemişti.

Biz kendi sektörümüzde olanları bu kadar net görebiliyoruz. Diğer sektörler de bizden farklı değil.

Esnaf kendi hesabını yapamadığından değil başkalarının hesabını yapamadığından batıyor genel olarak.

Siz kendi muhasebenizi ne kadar bilirseniz bilin. Başkalarının ekonomisini nereden bileceksiniz?

Hele bir de dürüst esnaf olma iddiası ile yola çıktıysanız vay halinize…

Netice olarak hesap ettiği şekilde ticaret yapamayan esnaf krediye yüklenmek zorunda kaldı.

Bu arada 120 milyon (eski parayla trilyon) sadece Esnaf Kefaret’ten alınan. Harice kullanılan ticari kredileri hesap etmek mümkün değil. Hele evini aracını ipotek verip kredi kullananları, elindeki evleri satmış gibi gösterip aldığı para ile günü döndüren müteahhitleri bilmek bile istemezsiniz.

Durum iç açıcı değil. Ve işin enteresan tarafı kısa vadede bir mucize olmasını beklemekten başka çaremiz de yok…

HECATİ: Seni bir yerden çıkarıyorum. Hayatımdan…

YORUM EKLE

banner7

banner6