Solaklar…

Boş konuları konuşmayı severiz ya; babalar günümü kutlamak için arayan genç bir arkadaşla telefonda sağdan soldan konuşurken, “Diyanet’e göre, sol elle yemek yemek şeytan işiymiş” dedi. Konu geçmişte de gündeme gelmiş ve Diyanet epey eleştirilmişti. Hâlâ aynı fetvanın Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde durup durmadığına baktım. Diyanetin sitesinde bu konuda şöyle deniyor;  

 “Yeme-içmeyle ilgili genel ilkeleri belirleyen Hz. Peygamber (s.a.s.), sol elle yeme-içmeyi hoş karşılamamıştır. Nitekim o, bu konu üzerinde önemle durmuş; şeytanların sol elle yiyip içtiklerini haber vererek ümmetini uyarmış ve çocuklara sağ elle yemek yemeyi öğretmiştir (Buharî, Et’ime, 2; Müslim, Eşribe, 13).

Hz. Peygamberin sağ elle yeme ve içme konusundaki tavsiye ve irşadlarına uymak her müslümanın vazifesidir. Bu nedenle anne ve babaların çocuklarına diğer yemek adabıyla birlikte sağ elle yeme ve içmeyi de öğretmeleri gerekir. Fizikî bir engel sebebiyle sağ eliyle yiyemeyen kimselerin sol elle yeme içmesinde ise bir sakınca yoktur (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, III, 329, 330)”

Yani anlı şanlı Diyanet İşleri Başkanlığımız, sahih hadis kaynakları olarak bilinen Buhari ve Müslüm’ü dayanak göstererek, Peygamberimizin şeytanların sol elle yiyip içtikleri konusunda ümmeti uyardığını belirttikten sonra, fizikî bir engel sebebiyle sağ eliyle yiyemeyen kimselerin sol elle yeme içmesinde ise bir sakınca olmadığını belirtiyor. Yani sağ eli yoksa veya sağ elini kullanamıyorsa sol elle yenmesine cevaz veriyor…  Yoksa kesinlikle sağ el kullanılmalı… Solakları şeytanlaştıran bu fetvayı (!) “Babalar Günü”nde okumak daha zorumu gitti. Çünkü babam da solaktı… Yalnız babam mı? Annem de solaktı…

İstanbul’un Fethi ile ilgili çoğu kaynakta yer alan “Fatih, İstanbul’u fethetmek için bilimin tüm imkânlarından yararlanarak çok büyük toplar döktürürken, Bizanslılar meleklerin cinsiyetini tartışıyorlardı” yorumları yer alır. Bu fetvanın meleklerin cinsiyetini tartışmaktan farkı var mı? diye düşündüm.

Fatih deyince Fatih tarafından kurulan, Yeniçerilik lağvedilene kadar 500 yıl hayatiyetini devam ettiren, padişahların muhafız birliği “SOLAKLAR” geldi aklıma…

Osmanlı askerî teşkilâtı içinde padişahın muhafızlığı yanında bir nevi tören bölüğü işlevini yerine getiren SOLAKLAR; yaşları yirmi beşten yukarı, güvenilir, askerlik dışında hiçbir işle uğraşmayan, annesi babası belli olan, bulaşıcı hastalığı, herhangi bir organında noksanı bulunmayan gösterişli kişiler arasından seçilirdi… Solaklar sol ellerini çok iyi kullanacak şekilde yetiştirilirdi… Yani hepsi solak olmak zorundaydı…  Saldırganların muhtemelen sağ elini kullanmaya alışmış ve dünyayı bu şekilde algılayan biri olacağı için soldan gelecek ani bir darbeyle bertaraf edilmeleri kolay olacağı düşünülerek “solaklar” birliği oluşturulmuştu… Ve o çağda bu kadar bilimsel bir anlayışla kurulan “solaklar” Fatihin dehasının bir eseriydi…

Solakları Kānûnnâme-i Âl-i Osman’ın bir hükmü haline getiren Yüce Fatih bu Hadis’i bilmez miydi? Fatih bilmese Akşemsettin, Molla Gurani, Şeyh Vefa gibi Fatih üzerinde etkisi olan onlarca gerçek İslam âlimi bilmez miydi? Hiçbirinin aklına, “Biz bu askerleri solak olarak yetiştirerek şeytanlaştırıyoruz. Yazıktır günahtır.” Demek gelmedi mi? Haydi onlar demedi? Daha sonraki yıllarda, Mısır’dan gelen Eşari Alimlerin etkisi ile İslam’ı daha katı olarak yorumlayan Ebussud’lardan, İbn-i Kemal’lerden de bir itiraz geldiğini kaydetmiyor kaynaklar… Hatta herşeye “bidat” diyerek adeta bir İslami bağnazlık dönemi yaşatan, Takiyüddin Rasathanesini “Yıldızları seyretmek günahtır” diyerek topa tuuturan Kadızadelerin bile bu konuda bir itirazına rastlamıyoruz… Anlaşılan o ki, onlar bu hadisleri “sahih hadis” olarak görmemmişler… Kadızadeler bile Diyanet kadar bu hadise itibar etmemiş…

Yine geldik Sahih Hadis, Mevzu Hadis konusuna...

Solaklık beyinin işlevi ile ilgili bir olay... Çoğunlukla insanın elinde olan bir şey değil... Pedagoglar, sol elini kullanan çocukları sağ ellerini kullanmaya zorlanmaması konusunda uyarıyorlar…  Tüm solakları şeytan ile eş tutan, bilime aykırı bir söz sahih hadis olabilir mi? Bunu Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl sahih hadis olarak görüp sitesinde yayınlar... Ve konu birkaç yıl önce bazı gazetelerde haber olmasına rağmen neden kaldırmaz... Anlamak mümkün değil…

Bu fetvayı okuyunca ünlü solakları araştırdım. Onlardan bazıları ; Albert Einstein, Bill Gates,  Leonardo da Vinci , Michalengelo, Marie Curie, Charlie Chaplin, Mozart, Napolyon, Jül Sezar, Mahatma Gandi, Beethoven, Aristo, Çicero, İsaak Newton, Picasso, Mark Twain, Steve Jobs,...

Keşke bizim de böyle "dahi" şeytanlarımız (!) olsaydı...

Bu saçma konuyu uzatmaya gerek yok… En iyisi sözü şair İsmet ÖZEL'e bırakayım;

"Hak yemek, sol elle yemek kadar dikkat çekmedi bu ülkede..."

YORUM EKLE
YORUMLAR
Oguz mizrak bende
Oguz mizrak bende - 3 hafta Önce

Bende bir solagim solaklar daha zi oluyor gerisi bos

Yıldırım Dağdaş
Yıldırım Dağdaş - 3 hafta Önce

Çok güzel. Dostlara göndereceğim.

Mehmet Gül
Mehmet Gül - 3 hafta Önce

Çok güzel bir araştırma ve sonucunda bilgilendirme olmuş. Teşekkürler

Gülten Akkaya.
Gülten Akkaya. - 3 hafta Önce

Benim kızım da solaktı. Şehitlik mertebesinde. Hiç bir zaman sağ elle yemek yemedi. Sağ eliyle Keman çalabildiği halde sağ eliyle yemek yiyemezdi. Bu fetvayı verenlerin amaçları farklı. Uydurulan din ve Kur’an’daki din kitabında okumuştum. Tarikatlarda sol elle yemek yiyen çocukların ellerine ellerine vuruyorlarmış. Resmen işkence. Allah aklını kullanmayanların üstüne pislik yağdırırım diyor. Bir sürü hurafelerle gençliği dinden imandan ettiler. Ne diyeyim.

Cemal ÇIKRIKÇIOĞLU
Cemal ÇIKRIKÇIOĞLU - 3 hafta Önce

Sağ ayakla helâya girme çarpılırsın derlerdi büyüklerimiz

Yunus Türkölmez
Yunus Türkölmez - 3 hafta Önce

Tebrik ediyorum Fazlı Bey.
Yine bir yanlışın üzerine gitmiisiniz.
Ben de Osmanlı tarihinden küçük bir katkım olsun isterim.
“DİYANET’İN SOL ELLE YEMEK YİYEN ŞEYTANDIR” fetvasına Osmanlı devri Şeyhülislamlarından Veliyüddin Efendi’den tokat gibi cevap.
Sol düşünceyi karalamak için sol elle yemek yiyen şeytandır fetvası veren diyanetin fetvacıları bu tür cevaplardan hoşlanmazlar ama biz yine de bu bilgiyi aktaralım.
YESARİ MEHMET ESAT EFENDİ (Ölümü.1798). Aslen kadı olup sağ eli çolak olduğu için sol elini kullanarak yazı yazmaktadır. Zaten YESARİ takma adı da buradan gelmektedir. (Yesari=Solak)
Yaşadığı çağda hattatlık en gözde mesleklerden biri olduğu için güzel yazı yazmak çok önem taşımaktaydı. Esat Efendi ise sol elle yazmasına rağmen devrin bütün ünlü hattatlarını kıskandıracak derecede güzel yazı yazmaktadır. Bu durum o kadar belirgindir ki kendisi de ünlü bir hattat olan Şeyhülislam Veliyüddin Efendi “ TANRI BİZİM KENDİNİ BEĞENMİŞLİĞİMİZİ KIRMAK İÇİN BU ADAMI GÖNDERDİ” dermiş.
Kimmiş bu Şeyhülislam diyenlere küçük bir bilgi aktaralım. Zeytinburnu’ndaki “Veliefendi Çayırının” yani bugünkü Hipodrom alanın arsasını mesire yeri olarak bağışlayan adamdır. Aynı zamanda Beyazıt Camisinde bulunan bir kitaplığın da sahibidir. O çayırı nasıl mı kazanmış derseniz onu da hemen aktaralım.
Şeyhülislam Veliyüddin Efendi, bir iftira üzerine padişah III. Mustafa tarafından sürgün edilir ve daha sonra suçsuz olduğu anlaşılınca kendisine iade-i itibar edilerek aynı zamanda bu çayırlık alan özür mahiyetinde bağışlanmıştır.
Yesari Mehmet Efendi kendisi hattat değildi ama oğlu devrinin en ünlü hattatlarından birisi olmuştur. Yesarizade (yani solakzade lakaplı) Mustafa İzzet Efendi 1826’da Mekke, 1829’ da İstanbul, 1837’ de Anadolu, 1840 yılında ise Rumeli Kazaskerliği görevlerinde bulunmuştur. Güzel yazı yazmada babasını bile geçmiş ve ona “Rum’un(Anadolunun) Direği” sıfatını kazandırmıştır.
Ne diyelim zaten tarih bilgisi yoksunu, masal düşkünü fetvacılar ne dersek diyelim anlamazlar. Onlar bildiklerini okumakta pek mahirdirler. Rivayetlere çok meraklıdırlar. Hatta rivayetler en önemli kaynaklarıdır. Sadece şu atasözünü aktararak burada kapatalım. “Küllü Raviyyün Kezzab”. Bu söz de nereden çıktı, kim bu Kezzab derseniz, o zaman biraz da siz bakın tarihte neler olmuş diye derim.
(Kaynak. Abdurrahman Şeref Bey’in Tarih Konuşmaları kitabı (s.178) ve bazı resmi kurum internet siteleri)

Şahin S.GÜVENÇ
Şahin S.GÜVENÇ - 3 hafta Önce

Bu tür boş ve gereksiz konularla uğraşmaktan usanmayan ve zekalarını boş yere harcıp gereksiz hurafe bilgilerle dolduran toplumların muasır medeniyetten bihaber yaşadıkları ve geri kalmış ülke zincirini bir türlü kıramadıkları aşikar değil mi ? Kalkınmasını sağlamış ileri düzeydeki çağdaş ülkeler uzay dahil pek çok teknoloji yeniliklerini kazanmaya ve hakim olmaya çalışırken sanki önemli bir şeyi keşfetmiş gibi bu tür yarar sağlamayan konularla uğraşılması ne derece doğru ve ne kazandırır acaba ?...

Zekeriya Aslan
Zekeriya Aslan - 2 hafta Önce

İlginç bir konu olmuş.tebrikler..bilimsellikten, tarihi gerçeklerden ve akıldan yoksun hale gelmiş bir kurumdan başka ne beklenirki