Sözün başladığı yer: Ankara

Bu yazıyı, yas, öfke dolu isyankar bir yürek ile, vicdan ve şerefin bulunamadığı, kanın değil, kan dökenlerin korunduğu, düşmanın dost edildiği, karanlık yürekleri parlatmak için, kalem oynatıldığı, suçluyu bırakıp, suçsuza yüklenildiği ve acıdan siyaset yapıldığı bir zamandan yazıyorum. Sabrın iyiden iyiye bittiği, şeref yoksulu yüreklere inat, duanın tüm arşa yayıldığı, kanın yere düştüğü, ancak düştüğü yerde kalmadığı, elindeki kalemden zehir akıtan, kendi vatanına söven insanların nefes aldığı ve sözün daha yeni başladığı zor zamandan yazıyorum.
Evet ben, köşe yazarı değilim. Uzun yıllar okumuş, profesyonel bir gazeteci hiç ama hiç değilim. Bunları defalarca söyledim ve bugün bir kez daha, son defa söylüyorum. Ben gazeteci değilim ve bir ömür boyu fasulye olacağım bu işte biliyorum.  Ancak ben bir şeyler yazıyorsam, sadece ama sadece kendimi yazmalıyım. Ben yazıyorsam, kendi doğrumu yazmalıyım. Okuyana göre değil, aklıma ve yüreğime göre yazmalıyım. Ve hayata, aşka yazdığım gibi, gündeme dair de yazmalıyım, yaşanan olaylara dair de, acıyı kullanıp, bel altı cümlelerle, ortalığı karıştıran kör yüreklere dair de yazmalıyım, gerçek suçluyu görmeyip, kendine, kendi devletine saldıran yüreklere dair de…
Ömrüm boyunca, tek bir söz parçası düşmedi benim dilimden ve biliyorum, hiç bir zaman da düşmeyecek. Ancak ne yazık ki, her zaman ‘çok’um ben. Yüreğimde sakladığım duygu çok, hayata sabrım çok, çaresiz zamanım çok, yerli yersiz öfkem çok, isyanım çok, şükrüm çok ve duyan, duyacak bir kişi olmasa da, söylenecek sözüm çok benim.
Evet, sözün başladığı yerdeyiz. Ülkemin huzuruna bomba koyanlar varken, karanlık yürekleri parlatmaya çalışanlar, özgürce dolaşırken ve 37 can, hain bir bomba yüzünden, zamansız veda ederken bu hayata, susmak çok ağır geliyor yüreğe.  Ne acı ki, sadece tarih değişti. Tarih, 13.03.2016 olarak değişti ama, Ankara değişmedi. Acı değişmedi. Öfke, söylenen sözler, seçilen taraflar, ülkemi saran kan sıcağı, akan gözyaşları, bunun mimarı yaratıklar ve bu yaratıklara arka çıkan, bahçeye dökünce bile, işe yaramayan gübreler, hiç ama hiç değişmedi.
Söylenecek söz yok, söylenecek söz çok aslında. Birileri, bizi can evimizden vuruyorken, birileri yüzünden, masum canlar, taze bedenlerinden erkenden çıkıyorken ve bu birileri, bizden birileriyken, söylenecek söz çok aslında. Bunları yazmak, siyaset yapmak mı, edebiyat parçalamak mı, yoksa iç dökmek mi bilmiyorum. Açıkçası fazla da ilgilenmiyorum. Okuyan nasıl kabul ediyorsa, işte tam da öyle olsun. Ben kendi doğrularımı yazdım, yazıyorum ve nefesim, bedenime misafir olduğu sürece yazmaya devam edeceğim.
Evet, 13.03.2016 akşamı Ankara, 19 03 2016 sabahı da, İstanbul yaktı yürekleri ve 37 can Ankara’da, 4 can İstanbul’da, toplam 41 can daha ayrıldı aramızdan…amaç aynı. Hedef aynı. Hedef: ayağa kalkan Türkiye’yi yerine oturtmak, hedef: yeni yeni sesi çıkan bir Türkiye’yi susturmak. Evet,  vuruluyor ve ne yazık ki, ölüyoruz birer birer. Ancak, olmayacak işte. Hiç bir zaman susmayacak dualar. Sessize alınmayacak yeryüzünde inleyen ezanlar ve bu millet, canından vurulsa da, birliğinden asla vurulmayacak.
 

YORUM EKLE

banner22

banner21