Suriyeli Sığınmacılar Meselesi

Komşumuz Suriye’de yaşanan kriz her gün yeni canlar almaya devam ediyor.
Rejimin varil bombalarıyla yaptığı katliamlara artık muhalif örgütlerin birbiriyle verdikleri savaş ve sivil halka dönük katliamlar da eklenmiş vaziyette.
Çözümsüzlüğün ve kaosun hâkim olduğu savaş ortamı, sadece Suriye’yi değil, tüm coğrafyayı derinden sarsıyor.
Sorunun dışarıya en somut şekilde yansıyan ilk hali ülkeden kaçan Suriyeliler oluyor.
Bugüne kadar 2,5 milyondan fazla Suriyeli, komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.
En fazla sığınmacının olduğu ülkelerinde başında ise tabi ki Türkiye geliyor.
Resmi verilerine göre, 22 sığınmacı kampında 200 bin, kamp dışında 600 binden fazla Suriyeli sığınmacı ülkemize geldi.
Yaklaşık yüzde 80’ini kadın ve çocukların oluşturduğu sığınmacı nüfusunun kısa bir süre sonra 1 milyonu aşması öngörülüyor.
Kısa süre içinde kitlesel nitelikte tanımlanabilecek böylesi bir göçün, özellikle yoğun göç alan illerde ciddi bir sosyal soruna dönüşeceğini söyleyebiliriz.
Sakarya’da henüz sınırdaki iller kadar olmasa da ciddi bir sığınmacı nüfusa ev sahipliği yapıyor.
Fakat bu konuda hâlâ ciddi bir altyapı hazırlığının yapıldığını söyleyemem.
Sadece buraya dair bir sorun da değil aslında..
Savaşın kısa süreceği şeklinde yanlış bir siyasal analiz yapan iktidarın, her geçen gün artmakta olan sığınmacı nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı artık daha net ortaya çıkmaya başladı.
Barınma, sağlık, eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ve güvenlik noktasında yaşanan eksikler ve zaaflar, beraberinde başka sorunları da yol açıyor.
Haliyle mülteciliğin, kısa vadede ciddi bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkacağını söyleyebilirim.
Nitekim MAZLUMDER Kadın Çalışmaları Grubu tarafından hazırlanan Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar raporu, bu sorunun tüm gerçekliğini gözler önüne serdi.
Her ne kadar rapor, medyaya “cinsel istismara, tacize uğrayan ya da fuhşa sürüklenen Suriyeli kadınlar” manşetiyle çıkmış olsa da, raporu okuduğunuzda sorunun çok daha farklı boyutları kapsadığını görüyorsunuz.
Sanıyorum raporun sonuç kısmında dikkat çekilen bir husus, gerek siyasi iktidarın gerekse yerel yönetimler açısından büyük önem taşıyor.
O maddede şunlar söyleniyor:
“Suriyeli sığınmacıların daha uzun süre Türkiye’de yaşamlarını sürdüreceği gerçeğinin bir an önce iç politik algı düzeyinde kabul edilmelidir.
Bu gerçeğe göre uygulanacak politikaların daha net bir zemine taşınmalıdır.
Tespit edilen ihtiyaçlarla birlikte acil güvenlik ve sağlık sorunlarının giderilmesi için elzemdir.
Geri dönmek istemeyen, Türkiye’de yerleşik bir hayat kurmak isteyen sığınmacıların endişelerinin anlaşılması, isteklerine saygı gösterilmesi ve temel insan haklarından olan iltica hakkının gereği olarak, geçici korumanın ötesinde bu kişilerin Türkiye toplumuna entegrasyonlarının önünü açacak politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.”
Evet, kabullenilmesi gereken meselenin başında bu gelmektedir.
Birçok kişi savaş bitse dahi, ülkelerinde bir gelecek göremediği için burada kalmayı tercih edecektir.
Haliyle buradaki sosyal hayata ve çalışma koşullarına alışmaları gerekecektir.
Lakin bu konuda gözlemlenebilir bir hazırlık maalesef yapılmamaktadır.
Şayet mesele bu şekilde kendi seyrine bırakılırsa, konu kısa sürede “güvenlik meselesi”ne dönüşebilir.
Nitekim bazı yerlerde mahalleli ile Suriyeli mülteciler arasında yaşanan sorunların bir anda linç kampanyasına dönüştüğünü şimdiden görmeye başladık.
Yerel yönetimlerin böylesi bir durumla karşı karşıya gelmeden önce çeşitli çözüm yolları geliştirmek için harekete geçmesi kaçınılmaz.
Yarın çok geç olabilir…
 

YORUM EKLE

banner22

banner21