Suriyeliler memleketine döner mi?

Aslında cevap çok basit. Dönmez…

Türkiye’de pek çok şart Suriye’den çok daha iyi. Biz de aslında bunu Suriyeliler ülkemize gelmeye başlayınca anladık. Elimizdekinin kıymetini gördük ama iş işten geçmiş oldu.

Suriyelilerin ülkemizde konuk edilmesi başladığında ilk aklıma gelen şey “hepsinin bir bölgede toplanması gerektiği” oldu.

Daha sonra il ve ilçelere dağılmaya başladıklarında en azından bizim bölgemizde buna uygun bir alan hazırlanması gerektiğini ve bu alan içinde Suriye’den gelenlerin tutulması gerektiğini yazmıştım. Ben bu şekilde yazınca pek çok kişi beni “Kafatasçı” olmakla bile suçlamıştı. “İnsanlar orada kampta tutulur gibi tutulamazmış…”

Sanki ben “Etraflarına dikenli tel örelim de arada içeri ekmek atarız” demişim gibi muamele gördüm.

Adam sınırdan bir fotokopi kağıdı alıyor ve ülkemize geliyor. Ben kırmızı ışıkta geçsem yedi sülaleme kadar bulabilen devlet Suriye’den gelen katilden haberdar değil.

Suriye’deki iklim tipi ile Türkiye’deki doğa şartları aynı değil. Dolayısıyla oradaki insanların bağışıklık sistemi ile bizim bağışıklık sistemimiz aynı şekilde gelişmemiş. Oranın aşı sistemi farklı bizimki farklı.

Neticede gelinen noktada bizim söylediklerimiz elbette havada kaldı. Daha fazla gürültü yapanların dediği gibi oldu.

Ulusal aşı sistemimiz çöktü, ülkemizdeki pek çok şehrin demografik yapısı değişti. Beslenme alışkanlıklarımıza müdahaleler, kültürel çatışmalar yaşandı. Yaşanmaya da devam ediyor. En sonunda da Suriyelileri ülkemizden gönderebilmek için çok kapsamlı faaliyetlerde bulunmamız gerekti.

Şimdi Suriye’deki Barış Pınarı Harekatı bitecek. Ardından adamlara kendi ülkelerinin yaşanabilir bir yer olduğunu anlatmaya çalışacağız.

Giderlerse ne ala…

Sonuçta adamları göçe de zorlayamayız.

İllerde yaşayan Suriyelilerin oranları açıklanmaya başladı da. Yazıyı ondan yazayım dedim. Sakarya henüz açıklanan iller arasında değil. Ama Bursa’nın bile yüzde 6’sı Suriyeli imiş.

Adamlar işyeri açmaya, kendi kültürlerini kendi ülkelerinden daha rahat yaşamaya başladı. Ticarete katkıları var. Yakın zamanda kimliklerine kavuşurlarsa siyasete de katkıları olur.

Demem o ki bu adamlar bu rahatı bırakıp ülkelerine dönerlerse burada yaptıkları onca yatırımdan feragat etmiş olurlar.

Ülkelerine dönmeleri ancak iki şarttan birinin gerçekleşmesi ile olur. Birinci şart, ülkelerinin Türkiye’den daha iyi olduğuna ikna olduklarında.

İkinci şart Türkiye’de huzurları kalmadığında.

Biz istiyoruz ki kendi ülkelerine güvenli bir şekilde dönsünler. Türkiye’de onların huzuru kalmadığında bizim huzurumuz çoktan kaçmış olur çünkü…

Meteoroloji niye bizi uyarıyor

Meteoroloji genel olarak yağmurlardan önce vatandaşa uyarılarda bulunuyor. “Sağanak yağış uyarısı” şeklindeki haberler gazetelerde yerini alıyor.

Tamam da Meteoroloji beni neden uyarıyor. Evden şemsiye alıp çıkmam içinse bu şart değil. En azından bu kadar önemli değil. Eğer “Balkonda kalan çamaşırları toplamam” içinse, devlet kurumunun bunu dert etmesi değişik bir durum.

Yola çıkacak sürücüler içinse kısmen anlaşılabilir. Ama aslında Meteoroloji’nin uyarıyı sade vatandaşa değil de ilgili kurumlara yapması gerekmez mi?

Yani eğer yollarda su birikecekse Kara Yolları’nı ya da belediyeleri, eğer sel falan bekleniyorsa itfaiye birimlerini falan bilgilendirmesi gerekmez mi?

Sade vatandaş ne yapsın yani yağmur yağacaksa?

Az yağarsa şemsiyesini çok yağarsa şişme botunu mu hazırlasın?

İnsanı nasıl seveceksin

Ramazan olmayan bir günde bir adam pazara gitmiş. Zeytin alacak. Ama parası yokmuş. Pazarcıya durumu anlatmış. Pazarcı da, “Şuradakilerin tadına bak. Hangisi uygunsa onu alırsın. Parasını da haftaya ödersin” demiş. Adam, “Ben oruçluyum. Dört sene önceden birkaç günlük borcum vardı. Onu tutuyorum” diyince pazarcı zeytin vermekten vazgeçmiş. “Allah’a olan borcunu dört senede ödeyen kula olanı kaç senede öder” diyerek…

Bu değerlendirmede olduğu gibi çevrenize şöyle bir bakın. Doğaya saygılı olmayan kişilerin kendine de topluma da saygısı olamaz. Savunmasız hayvanları sevmeyenin, şefkat göstermeyenin vicdanlı davranması beklenemez.

Yani bir insanı tanımak için yıllarca beklemeye gerek yok.

Sen çevreni korumuyorsan, savunmasız canlıları gözetmiyorsan, insanı nasıl seveceksin?

HECATİ: Kilo almak psikolojimi bozuyor. Neyse ki yemek yiyip düzeltiyorum…

YORUM EKLE

banner7

banner6