Susmayan zihin neden konuşuyor?

Zihnimiz susmuyor.

Bazen kontrolümüzde gelişse de düşüncelerimiz, çoğu zaman irademiz dışında çalışıyor beynimiz.

Yürürken, otururken, yatarken, uyurken (rüya görerek), iş yaparken ve hatta başkalarıyla konuşurken bile zihnimiz kontrol dışı çalışarak

sürekli bir şeyleri düşünüyor.

Bizden bağımsız olarak çalışması çoğu zaman “huzursuz edici, yorucu” oluyor.

Duygular…

Özellikle de kaygı tetikliyor düşüncelerimizi.

Zihninizden geçen düşünceleri bir kağıda yazıp dışarıdan baksanız,

göreceğiniz şey çoğu zaman kaygı dindirme çabası içinde olduğunuzdur.

Zihnin kaygıyı dindirme yolu, geleceğe dair umut etmektir.

Umudu ise geleceğe dair beklentiyle yaşarız.

Bu nedenle

“Umut, uyanık insanların rüyasıdır” der, Aristoteles..

Gündelik dilde de en çok kullandığımız kavramlar buna dair kelimelerden oluşur

“Geçer”

“Takma kafana”

“Herşey düzelir”

“Her şey güzel olacak”

“Her zorlukta bir kolaylık vardır”

“Her krizde bir fırsat vardır”

“Karanlık gecelerin sonu aydınlıktır” vs vs…

“En geveze kuş ümittir, kalbimizde hiç susmaz” diyen Cenap Şahabbettin’e  gönderme yapıyor bu düşünceler..

“Oğlumu bir işe soksam başka bir şey istemem”

“Bir ev alabilsem, bir evlenebilsem, bir çocuğum olsa başka bir şey istemem” düşünceleri...

Kendimiz için gerçekleştiğinde bu defa çocuğumuz umut ve beklentinin yoluna düşeriz;

iyi bir lise, üniversite kazansa, iyi bir işi olsa, evlenebilse, çocuğu olsa…

Sürekli konuşuyor o kuş, hiç susmuyor!..

Bugünü mutlu/huzurlu (kaygının dinmiş haliyle yaşayabilmek) yaşayabilmemizi sağlayan tek şey;

ileride bir gün hayatın daha iyi olacağına dair “umut ve beklentidir”.

İlginç!

Bugünün ihtiyaçlarının karşılanması dindirmiyor kaygımızı.

Karnını doyurduğunda bir sonraki açlığını düşünmeden horul horul uyuyan bir Aslan gibi rahat edemiyoruz bir türlü..

Ne olduğunu bilmediğimiz bir endişe hali ve onu dindirmek için geleceğe dair umutlar içindeyiz.

Bu “yaşam gelecekle ilgili planlar yaparken başımızdan geçen olaylardır” diyen Balzac’ı haklı çıkartıyor.

Trajik olansa geleceğe dair planlarımız gerçekleştiğinde de kaygımızın dinmemesi, zihnimiz susmasıdır.

Hemen yeni bir beklenti geliştiriyoruz.

Kendimizi bunu yapmaktan alamadığımız bir kader gibi;

kaygıyı dindirmek için gelecek planı yapmak.

Başka türlü yaşamayı bilmememizden mi bu?

Yaşamak ancak böyle mi mümkün ya da yaşamak bu mu demek?

Varoluş oluşunu sürdürdüğü sürece yokoluşla ilgili stresi üzerinde yaşamak zorunda mı?

Yaşamak için ölümün bize ödettiği bir diyet mi bu?

“Umut sadece eziyetin süresini süresini artırır” diyen Nietzsche gibi umut ederek yaşamayanlar da var…

“İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler, takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar ve böylece umutla kandırılan insan ölümün kollarına koşar” diyen Artur şchopenhauer gibi umut etmeyi yerenler de…

Ancak, sanki onlar da umudun etrafında bir yaşam kuruyorlar kendilerine.

Umutsuz yaşamın ancak insanı daha huzurlu edeceğine dair bir umudu ve beklentiyi barındıryor sanki bu karamsarlık!

Ya da herkes umut ederken kendisinin edememesinden duyduğu bir öfkeden güç alıyor gibiler.

Varlığından değil de yokluğundan beslenir gibiler.

Lakin temelde olan değişmiyor, zihnimiz bizden bağımsız çalışıyor;

umut ve beklentiyle yaşayıp kaygımızı dindirmek için..

Merceği yaklaştırdığınızda saçma görünüyor.

Çünkü ölüm kapıya dayandığında, önemli gibi duran tüm planlar anlamsızlaşıyor, çöp oluyor…

İyi bir hafta olsun

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mercümek
Mercümek - 1 hafta Önce

Ölüm dedikleri ölünceye dek
Dünya, balı zehir, yalancı petek
Orada bulursun biraz bekle, tek
Burada yaşamak sandığın düş'ü

banner22

banner21