'Takviye hazır kuvvet' müjdesi

Duydum ki geçtiğimiz Cuma açıklanan doğalgaz müjdesine sevinemeyenler olmuş (!)

Öyleyse dev hizmet!

“Aynı gün -21 Ağustos-” Resmi Gazete’de yayınlanan, büyük müjdenin gölgesinde kaldığından hukukçulardan başka kimsenin fark edemediği bir başka karardan söz edeyim de siz de ona sevinin bari. Zira hepimiz sevinmek zorundayız ya bize aktarılanlara, memlekete faydası olacak diyorsa birileri, alkış tutmak zorundayız ya her gelişmeye... Bu açıklama başka bir fikre mi hizmet ediyor diye sorgularsak, siyasi bir illüzyon gözüyle bakarsak, annemizden babamızdan şüpheleniyormuş gibi “hain” damgası yiyoruz malum. O yüzden o müjdeye sevinemeyen, içi bir türlü rahat etmeyen vatandaşa, başka müjde anlatayım:

Cumhurbaşkanlığı tarafından İstanbul ilinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün doğrudan merkeze bağlı taşra teşkilatı olarak Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü kurulmasına karar verildi.

Bunun nesine sevineyim diyorsanız, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “…ülke genelinde gerçekleşecek toplumsal etkinliklerde (miting, gösteri, afet sonrası hâl vs.) görev alması maksatlı bu yapıyı İstanbul’a getirdik…” açıklamasını aktarabilirim. Yani maksat, büyük etkinliklerde görev alan bir kolluk kuvveti yaratabilmek.

Bunda muhalefet edecek ne var, polisin işi kolaylaşacak, ek ekip göndermeye gerek kalmayacak, vatana millete hizmet işte, diyenleri duyar gibiyim. Henüz getirilen bekçi düzenlemesinde de “Ayrı bir kuvvete ne gerek var?” demiştim. “Harici bir kuvvet” kavramının ciddiyetini ve tehlikesini sizlere aktarmak için çırpınmıştım. Maalesef şimdi yine çırpınıyorum.

Çok sevdiğim hocam Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun da tespit ettiği gibi söz konusu Cumhurbaşkanlığı kararı, başta md.126 “Merkezi İdare” kavramı olmak üzere Anayasa bütününe aykırılık taşımaktadır. Mevcut İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne paralel bir kolluk örgütü anlamına gelen bu teşkilatın kanunla kurulmamış olması, varoluş gerekçesinin ve birliğin yetkilerinin açıkça belirtilmemiş olması bu kararı hukuk ölçeğine sığdırmayı imkansız kılmıştır.

Bundan böyle İstanbul’da bir asayiş sorunu olduğunda, eskiden Emniyet müdürü ve vali ilgilenirken, artık merkezden “takviye kuvvet” ile müdahale edilecek. Merkez otorite, yerel otoriteyi devre dışı bırakacak yani. Gösteri ve yürüyüşten hoşlanmadığını pek iyi bildiğimiz hükümetin, emir ve talimatlarını kendi vereceği bu kolluk kuvvetini kendi amaçları doğrultusunda kullanacağını tahayyül etmek zor değil. Bunun adı ön yargı değil, bunun adı muhalefet değil. Görünen köy kılavuz istemez : Hukuk devletinden güvenlik devletine geçişin fiili uygulamalarına tanık oluyoruz. 

Meselenin temelinde “kuvvetler ayrılığı” ilkesi var özetle. Bu fren-denge mekanizmasını “uzun bürokrasi süreci” olarak adlandırmaya devam ettiğimiz sürece bu ve benzeri kararlar ile ülke hızlıca -ne acelemiz varsa- yönetilecek, Anayasa Hukuku da üniversitelerdeki bir ders ismi olarak kalacaktır.

Tıpkı bekçilik düzenlemesini yorumladığım gibi bu kararı da hukuk zemininde yer bulamadığım için siyasi değerlendiriyorum ve 2020 Türkiye’sinde bir Cumhurbaşkanlığı kararının siyasi olduğunu düşünüyor olmaktan ne yazık ki utanç duyuyorum.

YORUM EKLE