Tarihte bugün: 13 Haziran - Cemil Meriç nasıl anlatılabilir ki?

Fazlı Köksal; gazetemiz için hazırladığı Tarihte Bugün köşesinde 13 Haziran'da yaşanan dikkat çeken olayları aktarırken, ölüm yıldönümü olan Cemil Meriç'in hayatından kesitleri anlattı

Tarihte bugün: 13 Haziran - Cemil Meriç nasıl anlatılabilir ki?

13 HAZİRAN

1550 – Süleymaniye Camisinin temeli atıldı.

1859 - Erzurum'daki şiddetli depremde, kentin yarısından fazlası hasar gördü ve 3 bin kişi öldü.

1872 - Namık Kemal, İbret gazetesi'ni yayımladı.

1878 – Balkanların sorunlarını görüşmek üzere Berlin Kongresi başladı

1891 - İstanbul Arkeoloji Müzesi ziyarete açıldı.

1920 - Yunanistan'da seferberlik ilan edildi. Silah taşıyabilecek, 19 yaşından büyük

bütün gençler askere çağrıldı.

1921 - Mustafa Kemal, Ankara'ya gelen Fransa Temsilcisi Henry Franklin-Bouillon ile görüştü.

1921 - Yozgat isyanı elebaşılarından Çapanoğlu Halit Bey idam edildi.

1928 - Türkiye ile Düyunu Umumiye (Osmanlı borçları) alacaklıları arasında sözleşme imzalandı.

1946 - Üniversitelere özerklik veren 4936 sayılı kanun kabul edildi.

1950 – Menderes muhalefeti orduyu tahrike, irticayı teşvike yeltenmekle suçladı…

1961 - Batı Almanya'ya işçi gönderilmesinin esaslarını düzenleyen protokol imzalandı.

1962 - Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nden ayrılan Osman Bölükbaşı ve arkadaşları Millet Partisi'ni kurdu.

1963 - 1459 Harp Okulu öğrencisinin yargılanmasına başlandı.

1965 - Besteci ve müzik bilimci Refik Fersan vefat etti

1966 - Ankara'da ilk kapalı devre televizyon yayını için hazırlıklara başlandı.

1969 - Irak Hava Kuvvetleri'ne ait iki jet uçağı, yanlışlıkla Hakkâri'yi bombaladı.

1971 - Kültür Bakanlığı kuruldu. Bakanlığa Talat Halman atandı.

1972 – MHP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Binbaşı Dündar Taşer şüpheli bir trafik kazasında vefat etti..

1972 - Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Banu Ergüder, içinde ceset bulunan bavulla yakalandı. Cnayetin sol bir örgüt içi çatışma nedeniyle işlendiği anlaşıldı.

1974 – Ressam Turgut Zaim vefat etti

1977 - Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Hükûmeti kurma görevi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit'e verildi.

1987 – Yazar, çevirmen ve düşünür Cemil Meriç vefat etti

1991 - Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında pasaport uygulaması kaldırıldı.

1993 - Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı seçilmesiyle boşalan DYP Genel Başkanlığı'na Tansu Çiller seçildi.

2002 - Afganistan'da geleneksel Meclis "Loya Jirga" toplanarak, Geçici Hükûmet Başkanı olarak Hamid Karzai'yi seçti.

2009 - İran Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları açıklandı. Seçimi Mahmud Ahmedinejad kazandı. Sonuçlar açıklanır açıklanmaz ülkede protesto gösterileri başladı. Kısa süre sonra da isyana dönüştü.

2012 – Fransız düşünür Roger Groudy vefat etti… Groudy önce komünistti sonra Müslüman oldu…

2013 - Sibel Siber, KKTC'nin ilk kadın başbakanı oldu.

Bir Portre
Cemil Meriç

Bugün Cemil Meriç’in ölüm yıldönümü. Onu anlatan bir yazı yazayım dedim. Cemil Meriç nasıl anlatılır ki? Sosyalist desen değil? Milliyetçi desen değil? Osmanlıcı desen değil? Sağcı desen değil? Solcu desen değil? İslamcı desen değil?  Belki hepsinden bir parça… “İzmler idraklerimize geçirilmiş deli gömletkleridir.” Diyen bir insanı nasıl bir kalıba hapsedebilirsiniz ki… O aydın mı? Münevver mi? Bu soruyu cevaplamak için bile sayfalar dolusu yazmak gerekir… Basit bir hayat hikayesi ile de anlatamaz o… Kafamdaki Meriç’i yazmaya kalsam kitap yazmam gerekir… En iyisi onu kendi cümleleriyle tanımak… Onun için size Cemil Meriç’in kitaplarından yaptığım bir seçkiyi sunuyorum;

Avuçlarıma alıyorum kelimeleri okşuyorum. Kimi bir elmas gibi sert, kanatıyor, kimi kadife gibi yumuşak, gözyaşı gibi ılık. Bütün acılarımı takdis ediyorum.

Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan: Uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.

Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı.

Bir Osmanlı şiiri vardır ama bir Osmanlı nesri yoktur. Oysa nesirsiz düşünce olmaz. Şiir bir avuç insana hitap ediyordu.

Biz Tanzimat’tan beri hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve hazır medeniyete. Tefekkür kılıçla fethedilmez. Bir parça kendi kafamızla düşünmek ne kadar güç

Bu memleketin büyük faciası en seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çekmesi. Halledilmesi gereken büyük dava. Bu topraklar üzerinde münevverin nefes alabilecek hale gelmesi

Dışarıdakiler kendilerini akıllı sansın diye bir takım binalar kurup içine bedbaht insanlar doldurmuşuz ve timarhane adını vermişiz bu binalara.

Düşünce adamının vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazan yangın kulübesindeki nöbetçi olacaktır, bazan engine açılan geminin kılavuzu.

Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp "Efendim bizde filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar

Gerçek aşklar da sessizdir.

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanların, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi

Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır. Zira o yarın ki veya dünkü veya ötelerdeki bir cemiyetin çocuğu; kendi cemiyetinin değil.

Karşınızdaki, göremediğinizi gösterecek size. Sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir. Kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi, her düşünceye her düşünene saldırmak. Bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir.

Kerpiçle Süleymaniye kurulmaz. Tesadüflerin önüme fırlattığı malzeme kerpiçten daha soysuz daha salâbetsiz ve sevimsiz.

Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumun sınır taşları kitaplar. Bir kanat darbesiyle Olemp; bir kanat darbesiyle Himalaya. Ayrı bir dil konuşuyordu çağdaşlarımla. Gurbetteyim.

Kitaplar bileziklerin onda biri kadar etse beyefendilerimizle hanım efendilerimiz arada bir okumak hevesine kapılırdı belki. Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz, düşünmez ki kitabın tek değeri okunmasındadır. Bir değil birçok defalar okunmasında çizilmesinde, tanınmasında.

Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Adeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz.

Müstağrip: Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat müstağrip. Edebiyatımız bir gölge edebiyat; düşüncemiz bir gölge düşünce. Üç edebî nevi itibardadır: Taklit. İntihal(çalma), tercüme.

Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın, zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar.

Sonra yeniden küller dağıldı. İçimdeki ateş her zamankinden daha gür, daha alevli.

Türkçenin bedbahtlığı tabii tekâmülünü yaparken birden bire zıplamaya zorlanmasından olmuştur. Nesiller arasındaki köprüler uçurulması ve hafızadan mahrum bir nesil türetilmiştir. Hafızadan yani kültürden...

Türkün kılıcı ülkeler fethederken, türkün zekâsı da kelimeler fethediyordu. Ülkeler ne kadar bizimse kelimeler de o kadar bizimdir.

Yazmak gelecekte yaşamak. İnsan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı bazen kalemle

Yolumuzu kesen hep aynı rezil safsata. Başkaları niye yapmıyor? Başkalarına göre başka sensin.

Sakarya Yenihaber

banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER