Tarihte bugün - 23 Aralık Şair Nâzım Hikmet, 3 yıl 3 ay hapse mahkûm oldu

Tarihte bugün - 23 Aralık Şair Nâzım Hikmet, 3 yıl 3 ay hapse mahkûm oldu

1872 - Vefa Lisesi'nde eğitime başlandı.

1876 - I. Meşrutiyet, II. Abdülhamit'in hattı hümayunuyla ilan edildi. 13 Şubat 1878'de sona erse de, ülkede parlamento düşüncesini doğurdu.

1916 - I. Dünya Savaşı: Megdaba Muharebesi'nde, Birleşik Kuvvetler Sina yarımadasında bir Türk garnizonunu ele geçirdiler.

1918 - İstanbul'da bir parti daha kuruldu: Sosyal Demokrat Fırkası. Dr. Hasan Rıza (Soyak) başkanlığında kurulan partinin amacı sermayedarlar, şirket ve derneklerin sosyal demokrat ilkelerine göre yönetilmesi, işçilerin hayat şartlarının iyileştirilmesi vb.

1918 - 3 Temmuz 1918 tarihine kadar işlenmiş suçlar için genel af ilan edildi. Ermeni tehcir suçları af dışı bırakıldı.

1918 - Ahıska ve Ahılkelek Geçici Hükümeti adına Halk Komiseri, Gürcülerin yönetimi altında yaşamak istemediklerini, Türk yönetimi altında kalmak istediklerini bildirdi.

1918 - İngiliz Savaş Bakanlığı'nın görüşü: İstanbul'a girmek için İngiliz vizesi gerekir.

1920 - Mustafa Kemal, Kütahya'daki karargahında bulunan Çerkez Ethem'e gece çektiği telgrafta, aradaki anlaşmazlığı çözmek üzere bir mebus grubunun yola çıkacağını haber verdi. Celal (Bayar), Kılıç Ali, Eyüp Sabri, Vehbi ve Ethem'in ağabeyi Reşit Beyler, Ankara'dan Kütahya'ya hareket ettiler.

1970 - Ferruh Bozbeyli yeni DP 'nin Genel Başkanlığına, Yüksel Menderes 'le Sadettin Bilgiç de Genel Başkan Yardımcılıklarına seçildiler

1928 - Şair Nâzım Hikmet, 3 yıl 3 ay hapse mahkûm oldu.

1930 - Menemen'deki ayaklanmada, yedek subay öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay, Cumhuriyet karşıtlarınca öldürüldü. Aynı olayda Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de öldürüldü.

1930 - Türkiye ile Yunanistan arasında, nüfus mübadelesi gerçekleştirildi.

1931 – Romancı Mehmet Rauf vefat etti

1963 - Kanlı Noel olayları: Olaylar sonucu, küçük köylerdeki Türkler daha büyük köylere göçe başladı.

1973 - Fas'ta yolcu uçağı düştü: 106 kişi öldü.

1978 – 23-27 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen Kahramanmaraş olayları başladı. Sağ sol çatışması olarak başlayan olay, Alevi katliamına dönüştü

1979 - Türk Hava Yolları'nın Trabzon adlı uçağı Samsun-Ankara seferini yaparken yoğun sis nedeniyle düştü; 39 kişi öldü.

1980 - Mısır'ın Ankara Büyükelçiliğini basan 4 Filistinli idama mahkûm edildi.

1986 - 6 yıldır süren Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu davası sona erdi. DİSK kapatıldı. 1477 sanıktan 264'ü için 15 yıla kadar varan hapis cezaları verildi.

1999- Hükümet beş bankaya el koydu.

2002 - İran'ın Ardestan kenti yakınında Trabzon aktarmalı Ukrayna uçağı düştü. Uçaktaki Ukraynalı ve Rus 46 bilim adamı öldü.

2011 – Eski başbakanlardan Adnan Menderes’in oğlu siyaset adamı Aydın Menderes vefat etti

2015 – Eski Deniz kuvvetleri komutanı, eski başbakan Bülend Ulusu vefat etti.

                                                   Günün Portresi Aydın Menderes

Aydın Menderes’i ne zaman ekranda izlesem, ne zaman bir gazetede resmini görsem içimi bir hüzün kaplardı… Hatta ağlama duygusuna kapılırdım…

Birisi bir konferansta, diğeri bir iftar yemeğinde iki kez yakından inceleme imkânını buldum, o hüzün dolu yüzü… Hüznü iliklerime kadar hissettim…

Bu duyguya kapılmama neden olan;  Ailenin dramı mı, Ümran Hanımın hayranlık uyandıran ilgisi mi, yaşadıklarının Aydın Menderesin yüzünde bıraktığı derin izler mi idi bilmiyorum… Belki de hepsi…

Benim için o “Hüzün Yüzlü Adam”dı.

İlk anılarımda Adnan Menderes ve Menderes ailesi büyük yer tutmuştur…

Zira koyu Demokrat, Menderes hayranı bir babam vardı… Henüz 6-7 yaşındaydım ama Adnan Menderes'in asıldığı gün Babamın hıçkıra hıçkıra ağladığını unutamam…

Halamın kocası Kayseri Cezaevinde öğretmendi… Koyu CHP’li olmasına rağmen, Cezaevindeki DP Milletvekilleri ile çok yakın arkadaşlıklar kurmuştu… O yıllarda doğan çocuğuna Kayseri Cezaevinde kalan bakanlardan Hadi ŞAMAN’ın adını vermişti. Ve eniştemden Demokrat milletvekillerinin hapishane çilesini dinlerken gözlerimiz dolardı…

Çocukluğum, babam ve eniştem arasındaki DP-CHP tartışmalarını dinleyerek geçti… Ki o tartışmaların sonunda aylarca küstükleri olurdu…

İlkokulda iken 27 Mayısın gelmesini hiç istemezdim… 27 Mayıs Törenlerine gitsem babamdan, gitmesem öğretmenimden dayak yerdim… Uslu çocuktum aslında… Normalde ne babam döverdi, ne öğretmenim… Ama 27 Mayıs farklıydı… Ve her 27 Mayıs’ta mutlaka dayak yerdim… Sadece dövenler farklılaşırdı…

Bu durumun da etkisiyle, ilkokuldan itibaren 27 Mayıs hakkında ne bulursam okumaya başladım.

Ve bu okuma macerası beni Türkeş’le tanıştırdı… Türkeş 27 Mayısçıydı… Ama hem DP’ye, hem CHP’ye karşıydı… Ben aslında Türkeşçi olarak hem babama hem de öğretmenime karşı çıkıyordum… Belki de dayakların intikamını alıyordum.

Liseyi bitirdiğimde, Türkeş’in çeşitli yayın organları yayınlanan  27 Mayısla ilgili röportajları yanında, ihtilali yapanlardan Orhan Erkanlı’nın “Anılar Sorunlar ve Sorumlular”ını, Dündar Seyhan’ın “Gölgedeki Adam”ını, Dündar Taşer’in, Rıfat Baykal’ın, Orhan Kabibay’ın, Numan Esin’in, Muzaffer Özdağ’ın , Ahmet ER’in çeşitli yazılarını okumuştum. Öğrencilerin kıyma makinelerinden geçirildiği gibi saçma sapan iddiaları içeren Vecdi Bürün’ün kraldan fazla kralcı  “Kansız İhtilal” isimli kitabı yanında, Şevket Süreyya Aydemir’in “Menderes’in Dramı”, Erdoğan Örtülü’nün “Üç İhtilalin Hikayesi” gibi tarafsız kitapları, Menderesçi olarak nitelenebilecek, Tekin Erer’in “Yassıada ve Sonrası”, Samed Ağaoğlu’nun “Arkadaşım Menderes”, Necip Fazıl’ın “Benim Gözümde Menderes” isimli  kitapların hepsini bitirmiştim.

Bu okumalar sonucunda, ailesine değer vermeyen bir kadın düşkünü olarak algıladığım Adnan Menderes gözümde değer kaybetti. Bu itibar kaybında,   mahkeme heyetine karşı direnen, mahkemenin hukuksuz olduğunu söyleyen, dimdik duran bir Celal Bayar’a karşılık;  hâkimlere yaltaklanan, eğilip bükülen Menderes imajının önemli payı oldu.

Aynı okumalarda iki kadın gözümde yüceldi… Birisi Menderes’in sevgilisi Ayhan Aydan diğeri ise Menderesin eşi Berrin Hanım… Birisi her ortamda aşkına sahip çıkmış, diğeri ise ailesi ve çocukları için büyük bir mücadele sürdürmüş. Sabırla, aşkla, sevgiyle, çileyle…

Adnan Menderes kadınlar yönünden çok şanslı bir insan... Hem mükemmel bir sevgiliye, hem de mükemmel bir eşe sahip olmak çok az kişiye nasip olmuştur…

Daha çocukluğundan itibaren başlayan acılar, eniştesi eski Maliye Nazırı Cavit Bey’in idamı, eşinin ihanetlerine aile birliği adına tahammül göstermesi, eşinin idamı engellemek için gösterdiği çabalar, birdenbire boşalan çevre, dost bildiklerinin ihaneti, eşinin haksız yere idam edilmesi, babasız büyütülen çocuklar, oğlu Yüksel Menderes’in mutsuz evliliği ve intiharı, diğer oğul Mutlu Menderes’in Trafik Kazası denen şüpheli ölümü, bu acıların yıprattığı bir hanımefendi: Berrin Menderes… Ve bu acıların hepsini küçücük yaşından itibaren annesiyle birlikte yaşayan bir adam: Aydın Menderes…

Annesiyle birlikte yaşadığı acılara ilaveten 15 yıl felçli olarak tekerlekli sandalyede sürdürülen bir hayat… Artısı, siyasette soyadı için kullanılmak istenilen, birikimleri beyni yok sayılan, siyasette devamlı ihanete uğrayan bir adam… Bu yüzde hüzün olması kadar tabii ne olabilir…

O acı ve hüzün dolu hayatta belki tek iyi şey vardı; Umran Hanımefendi… Kocasını hiçbir zaman yalnız bırakmayan, onun eli, kolu, ayağı da olabilen vefakâr bir eş…

HÜZÜN YÜZLÜ ADAM mekânın cennet olsun…

banner3
YORUM EKLE