Tarihte Bugün - 30 Ekim: İstiklal Savaşı’nda Türk Kadınları

Tarihte Bugün - 30 Ekim: İstiklal Savaşı’nda Türk Kadınları

30 EKİM

1281 – Şam’a ilerleyen Moğol ordusunu Memluk ordusu bozguna uğrattı.
1873 - Teodor Kasap tarafından mizah gazetesi Hayal yayımlanmaya başlandı.
1896 - İstanbul’da ilk Ermeni eylemi gerçekleşti
1918 - I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu ile galip devletler arasında Mondros Mütarekesi imzalandı.
1919 - Sedat Simavi tarafından siyasi mizah dergisi Diken yayımlanmaya başladı.
1920 -Kars, Ermenilerden geri alındı. Ermenistan Genelkurmay Başkanı ve iki bakanı ile 1.1193 asker esir alındı, 1110 Ermeni öldürüldü, 676 top ele geçirildi. Türk ordusunun kaybı ise 9 ölü, 47 yaralı. 1878 Türk-Rus Savaşı'ndan 1918'e kadar 40 yıl Rus işgalinde kalan Kars, Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Rusların çekilmesiyle Türkiye'nin eline geçmiş, ancak Mondros Ateşkes Anlaşması gereğince 9. Ordu tarafından 26 Aralık 1918 'de boşaltılmış, daha sonra İngilizler tarafından Ermenilere devredilmişti. Kars kalesinin alınmasından dolayı Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir subay ve erlere teşekkür etti. Kazım Karabekir ayrıca Kars'ta yaşayan Ermenilere hitaben bir bildiri yayımlayarak Taşnakları sermayedarlara hizmet eden hainler olarak niteledi, harekâttaki amacın, Müslüman ve Ermeni halkın bunların elinden kurtarılması olduğunu ileri sürdü. Halkın, silahlarını teslim ederek iş ve gücüyle meşgul olmasını istedi...
İsyancıların 18 Ekim'de Yozgat Akdağmadeni'ne yaptıkları baskından suçlu görülen, içlerinde belediye başkanının da bulunduğu 10 kişi asılarak idam edildi.
1921- Eskişehir savaşında çarpışmaların başından sonuna kadar kendi araçlarıyla hizmet eden 12 kadına madalya verildi. Bunlardan Fatma Onbaşı'nın rütbesi, çavuşluğa yükseltildi
1922 - Son Yunan askerleri Doğu Trakya'dan ayrıldı. Trakya'nın teslim alınmasına başlandı. Çorlu, Sarayköy ve Silivri, Türk idaresine geçti.
1922- TBMM yurda yaptıkları hizmetten ötürü İsmet, Kazım ve Fevzi Paşa'ya oybirliği ile teşekkür etti.
1923 - İlk Cumhuriyet Hükumeti kuruldu: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından Başvekâlete Malatya mebusu İsmet Paşa atandı. İsmet Paşa tarafından yeni kabine kuruldu.
1930 -Türkiye-Yunanistan Dostluk, Bitaraftık, Uzlaşma ve Hakem Anlaşması imzalandı.
1937 - Ankara Gar binası törenle açıldı.
1955- Menderes iktidarına karşı DP meclis grubu içindeki muhalefet sürüp gitmekteydi. Grup içindeki Meclis Başkanlığı seçiminde muhalifler, Refik Koraltan 'a karşı. General Fahri Belen 'i aday gösterdiler ve Belen 142, Koraltan 198 oy aldı. Muhalifler, Menderes'in adamı Tevfik İleri'nin karşısında Burhaneddin Onat'ın Meclis Grubu Başkanı olarak seçilmesini başardılar.
1961 - Türkiye ve Almanya resmî işçi alım anlaşmasını imzaladılar.
1967- Milliyetçi çizgisi ile bilinen Prof.Dr Osman Turan AP'den ihraç edildi.
1973 - Boğaziçi Köprüsü, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından açıldı.
1980 - Bülent Ecevit, CHP Genel Başkanlığından istifa etti.
1983 - Erzurum ve Kars'ta meydana gelen depremde, 1330 kişi öldü, 534 kişi yaralandı.
1984 - Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Mürted'de uçak fabrikasının (TAI) temelini attı.
1986 - PKK’n›n III. Kongresi, Lübnan’›n Bekaa Vadisi’nde bulunan Mahsum Korkmaz akademisinde yapıldı..
1993 – Dil Bilimci Ömer Asım Aksoy vefat etti. 


Günün Olayı
İstiklal Savaşı’nda Türk Kadınları

30 Ekim 1921 tarihinde Eskişehir savaşında çarpışmaların başından sonuna kadar kendi araçlarıyla hizmet eden 12 kadına madalya verildi. Bunlardan Fatma Onbaşı'nın rütbesi, çavuşluğa yükseltildi.  Bu nedenle, bugün size İstiklal Savaşımızdaki kadınlarımızı anlatmaya çalışacağım…

Ne diyordu M.Kemal Atatürk; “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim’ diyemez."

***
Halide Edip Adıvar:
ATATÜRK'ün Samsun'a çıkdığı 19 Mayıs 1919 günü İstanbul'da Fatih Meydanında düzenlenen mitingde, binlerce Türk kadınına seslenen Halide Edip Hanım şöyle haykırıyordu: "Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Gece karanlık bir gece. Fakat insan hayatında sabahı olmayan gece yoktur."
Fatih Mitingini Üsküdar ve Sultanahmet mitingleri izledi. İstanbul’un İşgalinden Sonra Ankara’ya gelen Halide Edip, İzmir'in kurtuluşuna kadar Onbaşı rütbesiyle Başkomutanlık Karargâhında ve gönüllü olarak Kızılay'da görev üstlendi. Daha sonra üstçavuş rütbesi verildi. İstiklal Savaşımızla ilgili anılarını  “Türk'ün Ateşle İmtihanı" başlıklı bir kitapta topladı.

***
Nezahat Onbaşı
Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Halit Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahet’i kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.
Milli Mücadele esnasında 10–12 yaşlarında idi. Babası 70. Alay Kumandanı Hâfız Halid Bey’in yanında birçok harbe iştirak etmiştir. Alay’ın askerleri için fevkalade ehemmiyetli bir rol oynamıştır. Bu harika küçük kız, yaşından beklenmeyecek derecede büyük cesaret örnekleri vererek babası Hafız Halid Bey’in kumandasındaki 70. Alay’ın birçok muvaffakiyetlerinin belli başlı âmili olmuştur.
Gediz Muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak, “Durun! Nereye gidiyorsunuz?..” diye haykırarak etrafına olağanüstü bir cesaret aşılamıştır.
Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 yılında T.C.’nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk vatandaşıdır. 
70. Alayın askerleri ona Türklerin Jean d'Arc 'ı diyordu. Hepimiz Jean d'Arc ı ortaokuldan beri tanıyoruz ama Nezahat Onbaşı’yı tanımıyoruz…

*****
Tayyar Rahmiye
Osmaniye Kazası’nın Kaypak Nâhiyesi Râziyeler Köyü’nden Rahmiye Hanım Fransızların işkence ve baskılarına tahammül edemeyerek Hüseyin Ağa’nın Milli Kuvvetlerine gönüllü olarak katılmış ve 1336 (1920) Şubat’ında Hasanbeyli civarında 89. Tümenin yürüttüğü taarruza müfrezesiyle bilfiil iştirak etmiştir. Bu çarpışmada Fransızlardan 80 tüfek ve 2 makineli tüfek alınmıştır. Çarpışmada şehit düşen ve ateş altında kalan iki arkadaşının cesetlerini almak için derhal ileri atılarak şehitlerin cesetlerini kurtarmış ve bu kahramanca hareketinden dolayı kendisine “tayyar” (uçan) nâmı verilmiştir.
Temmuz ayında Osmaniye’deki çok korunaklı Fransız karargâhına saldıran arkadaşlarının tereddüdünü gören Tayyar Rahmiye:
“–Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olduğunuz halde yerlerde sürünmekten ve saklanmaktan utanmıyor musunuz?” diye bağırarak arkadaşlarını hücuma teşvik etmiş ve Fransız karargâh kapısının on adım önünde alnından aldığı bir kurşun yarasıyla şehit olmuştur
****
Savaş Meydanında Birlik Yöneten İlk Kadın Subay Fatma Seher Hanım
1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı’na katıldı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’ne gitti.1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Mustafa Kemal’in karşısına dikilerek: ‘Kadın isem, Türk de değil miyim? Bana iş göster!’ diyen bu kahraman Türk kadını, Bu görüşmenin ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruzun ilk günlerinde General Trikopis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden Müfrezesinin başına geçmişti. Kahraman kadın Kurtuluş Savaşı’ndan sonra “üstteğmen” rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit etti. Bir savaş alanında birlik yöneten dünyanın ilk kadın Subayıydı.
***
Domaniçli Habibe
Bir Yunan fırkası, Bursa’nın Adranos Kazası’ndan geçti. Domaniç’ten, Sultan Dağları’ndan Kütahya üzerine doğru yürüdü. Karargâh Kumandanı Nâzım Bey şehid oldu. İnegöl halkı yediden yetmişine kadar düşmana karşı koymaya hazır... Silah bulamayanlar, taş, odun, demir parçalarıyla vatanı korumaya gidiyorlar!..
O sırada Domaniç Dağları’nın bu yiğit kadını da 20 yıl boyunca bütün bir gençliğini harcayarak yetiştirdiği oğlunun eline silahını veriyor. Ona aşıladığı vatan sevgisinden emin bir halde göğsünü gere gere, İnegöl’e düşmanın karşısına gönderiyor.
Lâkin, gel gör ki; dağdan inen bu saf köylü çocuğu, bize hıyânet eden bir jandarma onbaşısının oyuncağı oluyor. Yaptığı işin kötülüğünü fark etmeden düşmana haber taşıyor.
Bir gün, köyünde oğlunu, yurdunun kurtuluşu için dua ederek bekleyen bu talihsiz anaya, uğursuz bir haber veriyorlar:
“–Oğlun düşmana casusluk etti!”
Kadın bir an duraklamadan silahlarını kuşanarak atına binip yola düşüyor. Kuytu ormanlar, yalçın kayalar aşarak bir yıldırım hızı ile İnegöl’e iniyor. Oğlunun bulunduğu yere varıyor. Kendisini görmek üzere geldiğini söylüyor.
Az sonra anasının gelişine sevinen genç, elini öpmek için koşa koşa yaklaşırken atının üstünde dimdik bekleyen kadın, kara feracesinin yerine sakladığı silâhı çekerek tek kurşunla onu toprağa seriyor... Ve atın başını çevirerek arkasına bakmadan, bir kasırga hızıyla dönüp kayboluyor...”

***

Ayşe Hatun'u veya diğer adıyla Tayyibe Hatun’u tanıyor musunuz?
Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir?

Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun'un, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun'un. Ve bu arada çocuğunu göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir. Ayşe Hatun ya da diğer adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu koyar üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söyler: “Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun” , “bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun” Ve omuzuna alır cephanesini ve yola koyulur.

****
Hafız Selman İzbeli
Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu’da ilk kadın meclisi üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle bir “Cumhuriyet kadını”idi…
Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’ daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Varlıklı bir aileden geliyordu. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştu. Hep “Ben Cumhuriyetçiyim” dermiş. Savaştan sonra yeni baştan herkes gibi Türkçe harflerle okuma yazmayı öğrenmişti. Hafız Selman Hanım’a milletvekilliği de önerilmişti. “Hafız olduğum için başımı açamam. Başımı açamayacağım için de milletvekili olamam” diyerek kabul etmemişti. Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya geldiği sırada İzbeli Konağı’nda onu ziyaret etmiştir.  

Halime Çavuş (Kocabıyık)

Kastamonu’da doğan, anne-babasının “kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Bir Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı. Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyordu Mustafa Kemal Paşa “Sen üşüyor musun böyle?” diye sordu. “Bey, 100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” dedi. Paşa kafa kağıdını istedi. Verdi. “Sen kız mısın?” “Evet.”
Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah traş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya çağrıldı. Ailesi önce korktu, Paşa Halime’yi neden çağırıyordu ki? “Gitme” dediler yine dinlemedi... Kapıda yavere “Paşa hangisi bilmiyorum” dedi. Yaverin “soldaki ” demesiyle koşup elini öptü. O’nun “ Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol” önerisine “Annem babam beni bekler” şeklinde cevap veren Halime Çavuş, “Ben ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.75 yaşında hayata gözlerini yumdu.

****
Şerife Bacı
1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiştir.
Bugün Kastamonu'da şanına layık güzel bir anıtı vardır.

****
Kılavuz Hatice

Adana’nın Külek Nahiyesi’nin Banzınçukur Köyü’nden Hasan Ağa’nın Hatice, Fransızlar’a karşı vatani vazifesini yapmak ve yurdunu korumak maksadıyla Kilikya Milli Kuvvetlerinden Emin ve Derviş ağaların müfrezesine gönüllü olarak iştirak etmiştir. Bu müfrezeler Haçkırı, Kelebek, Bilemedik istasyonlarında bulunan Fransız kıtalarına baskınlar yaparak çok zâiyat verdirmiş ve Fransızlar’dan –çoğu Ermeni askeri olmak üzere– 200’den fazla esir ve birçok ganimetler almışlardır.
Bu muvaffakiyet, Adana Milli Kuvvetlerinin şöhretini arttırmıştır. 
Milli kuvvetler Pozantı’yı muhasara edince, Pozantı’da mahsur kalan Fransızlar’ın Tarsus istikametinde bir yarma hareketi yapacaklarını anlayan Hatice, bir kolayını bulup Fransızlar’a katılmış ve onlara yanlış kılavuzluk etmiş ve pek sarp olan Karaboğazı’nı tıkadıktan sonra firar ettikten sonra durumdan Milli Kuvvetleri haberdar eden Hatice, emrine aldığı yüz kadar silahlı milis  ile Karaboğaz’ın iki tarafındaki tepeleri işgal etmiş ve Fransızlar tam yarma hareketi yaparken, bir ateş baskını ile düşmana büyük bir zayiat verdirmiştir. Bu baskın neticesinde Fransız kıt’alarından 9 subay, 550 esir er ve 7.5’luk bir top ele geçirilmiştir. 
***

Gördes'li Makbule
Yunan işgali sırasında, Akıncılar müfrezesinde Halil Efe’nin eşi Makbule Hanım yirmi yaşını henüz doldurmuş, cesur ve çevik bir kadındı. 1921’de Halil Efe ile Demirci’de evlenmiş ve iki ay sonra kocası ile birlikte yurdu kurtarmak için dağa çıkmış, sekiz ay dağlarda kar, yağmur ve çamurda beraber gezmiş ve düşmanla muharebe edip, İstiklal Savaşı’nın başarıyla sonuçlanacağı inancını erkeklere de aiılayarak, onların zafee inancını teşvik etmiştir.
Kendisi siyah pantolon, ceket ve uzun bir manto giyinir, ayağında çizme, başında siyah başlık ve elinde bir Japon filintası taşırdı. Düşmandan ele geçirdiği doru atı üzerinde daima müfrezenin artçısı olurdu. Pek çevik ata biner ve iner, tehlike zamanında herkesten evvel silahını kullanırdı. Birkaç çatışmaya girdiği gibi bir iki defa da düşmanın pususuna düşmüş ve hiçbir zaman metanetini kaybetmemiş, hatta telaş gösterenlere cesaret örneği olmuştur.
Aksihar’la Sındırgı’nın hattının sonunda yer alan Kocayayla’da yapılan bir çatışmada 16 Mart 1922’de başından aldığı bir kurşunla şehit olmuş, aynı yerde kanlı elbisesi ve çizmesi ile toprağa gömülmüştür.

Ve Daha Niceleri
Bu vatan için destanlaşan kadınlarımız o kadar çok ki, hangisini sayalım:
Ekmek pişirerek askere götüren ama bu düşmanlar tarafından tespit edilip askerimizin yerini öğrenmek için çok işkence gören ama söylemediği için ekmek pişirdiği fırına atılarak yakılan Nazife Kadın'ı mı? Taccülcalala hanımı mı;İzmir'li Ayşe Hanım’ı (Ayşe Altuntaç) mı? İstanbul'lu Asker Saime Hanım’ı mı?; Aydın Cephesinden Ayşe Hanım’ı mı? Çiftlikli Kübra Hanım’ı mı?Ayşe Onbaşı’yı mı?Tarsus'lu Adile Onbaşı’yı mı? Adana Cephesinden Melek ve Hatice Hanımlar’ı mı? Çete Emir Ayşe’yi mi? Yırık Fatma’yı mı? Faika Hakkı’yı mı? Trakya'lı ana-kız Havva-Zehra Soyyanmazlar’ı mı? Maraş'lı Senem Ayşe‘yi mi? Öğretmen Nakiye İlgün mü? Satı Çırpan hanım mı?

Ve isimlerini bilmediğimiz, bu vatan için şehit olan adsız-sansız binlerce Türk Kadını…

Hepsini, rahmet ve minnetle anıyoruz.


Kaynaklar:
Fevziye Abdullah TANSEL: İstiklâl Harbi’nde Mücahid Kadınlarımız
Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI’nın yazıları
Attila İLHAN : Gazi PAŞA
Turgut ÖZAKMAN: Şu Çılgın Türkler
 

Sakarya Yenihaber

Güncelleme Tarihi: 30 Ekim 2020, 08:03
banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER