Tarihte bugün-6 Şubat- Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey

Tarihte bugün-6 Şubat- Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey

1517 – Ayaklanarak bağımsızlığını ilan eden Şam valisi Canbirdi-Gazâlî üzerine sevk edilen kuvvetlere karşı Mastaba muharebesinde mağlup olur ve başı kesilerek İstanbul’a gönderilir.

1695 - Osmanlı Padişahlarından II. Sultan Ahmet Edirne’de öldü. Sultan ikinci Mustafa 31 yaşında Osmanlı tahtına oturdu.

1893 – Ermeni kışkırtıcı Andon Rüstuni'nin evrakları arasında 1888'de Londra'da basılan ve Merzifon'a gönderilen Ermeni anayasasının ele geçirildi.

1909 - Dr. İbrahim Temo, Dr. Abdullah Cevdet, İbrahim Naci, Futa Şükrü ( Dilbilen), Dr. Rıza Abut, Pertev Tevfik, Yenişehirli Salih ve arkadaşları tarafından Osmanlı Demokrat Fırkası kuruldu.

1914- Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa, İngiltere ve Rusya arasında Sadr-ı-a’zam Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında Şarkî-Anadolu’nun ecnebi müfettişler tarafından ıslahına ait anlaşma imzalandı. 1. Dünya savaşı çıkınca bir felaket olan bu anlaşma uygulanmadı.

1918 - Türkistan’ın Hokand kentinde Kasım 1917’de kurulan Bağımsız Türkistan Devleti Rus birlikleri tarafından ortadan kaldırıldı

1919- 25 Ocak'ta Bekirağa Bölüğü'nden kaçan Diyarbakır eski Valisi Doktor Reşit Bey, polis tarafından sıkıştırıldığı Beşiktaş sırtlarında intihar etti. Reşit Bey, Ermeni kırımından suçlanıyordu.

1920 - Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri'nin Türkiye'yi çember içine almaları karşısında Kafkas Hükümetlerini yıkarak Bolşeviklerle birleşilmesi ve Doğu'da seferberlik yapılması ile ilgili görüşlerini Karabekir'e bildirdi

1920- Rauf Bey ve arkadaşları Meclis'te Felah-ı Vatan Grubu'nu kurdular. Daha önce Ankara'da yapılan görüşmelerde, Anadolu'dan seçilen mebusların Meclis'te Müdafaa-i Hukuk Grubu'nu kurmaları kararlaştırılmıştı. Mebuslar bu adı kullanmaya cesaret edemediler. Grubun 70 kadar üyesi bulunuyor.,

1920- Mustafa Kemal'in genelgesi: Batum, Kars ve çevresinden 200.000 Rum'un Bolşevikliği bahane ederek Karadeniz kıyılarına geçmeleri Venizelos tarafından istenmiş, Amaçları Pontos Rum hükümeti kurmakmış. İlk teşebbüslerinin milli galeyan ile boşa çıkarılması için ilgilileri uyarınız

1921- İstifa eden Behiç Bey' in yerine atanan Kurmay Albay Halit Bey, Şimendifer Umum Müdürlüğü görevine başladı

1921 - Ankara'da Hakimiyeti Milliye gazetesi, günlük olarak çıkmaya başladı.

1921 – TBMM tarafından Antep’e “Gazi” unvanı verildi.

1922- Ankara, Karabekir'in, Rusya'dan Türk göçmeni getirtip Kürtlük ve Ermenilik emellerine karşı Van gölü çevresine yerleştirilmesi önerisine olumlu cevap verdi.

1922- İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nda Türkiye ile ilgili iki rapor hazırlandı. Nispeten alt kademe sayılan birimlerde hazırlanan raporda, başlıca şu baskı tedbirleri öngörüldü: Mali ve iktisadi bakımdan Türkiye'nin abluka altına alınması, Yunanistan’a mali ve askeri yardım yapılması, Trakya, İzmir, Boğazlar gibi konularda Türkiye'ye tanınan tavizlerin kaldırılması, hatta Doğu Trakya ile İstanbul'un Türkiye'den koparılması, İstanbul'la Ankara Hükümeti'nin birbirinden koparılarak anlaşmanın Sultan'la imzalanması ve Mustafa Kemal'in azınlıkta bırakılması, bazı Türk topraklarının doğrudan doğruya Müttefikler tarafından ilhak edilmesi... Rusya kesin olarak Türkiye'den koparılmazsa bu tedbirlerin "palyatif' olarak kalabileceği de raporda belirtildi. Bakan yardımcılığı düzeyinde hazırlanan diğer bir notta ise, Milliyetçiler üzerine baskı yapmanın en iyi yolu olarak bugünkü çıkmaz durumun sürdürülmesi öngörüldü.

1935 - İki kadın, Nezihe Muhittin ve Şaziye Berrin genel seçimlerde bağımsız olarak aday oldular.

1936 - Kış Olimpiyat Oyunları, Garmisch-Partenkirchen'de (Almanya) başladı. Türkiye ilk kez katıldı.

1951 - ABD'nin New Jersey eyaletinde bir yolcu treni devrildi: 85 kişi öldü, 500 den fazla yaralı var.

1953 - Basın suçlarına sadece sivil mahkemelerin bakmasını öngören kanun tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanun gereği, gazeteciler artık Askeri Mahkemelerde yargılanmayacaklar.

1956 - Eskişehir'de faaliyet gösteren Pancar Kooperatifleri Bankası, Ankara'ya taşınarak Şekerbank adını aldı.

1966 - Kurtuluş Savaşı komutanlarından ve TSK'nin 5. Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Nafiz Gürman vefat etti.

1967 - Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın Batman Rafinerisi'nde grev başladı. Greve, Türkiye Petro Kimya Lastik İşçileri Sendikası (PETROL-İŞ) üyesi 1900 işçi katıldı.

1968 - Ereğli Kömürleri İşletmesi'nin Kozlu üretim bölgesindeki ocaklarda çalışan 4 bin işçi işbaşı yapmadı. Bu olay, akşam saatlerinde diğer bölgelere de sıçradı ve gece 10 bin işçi şehre yürüdü.

1968 - İlk televizyon oyunu olan Şair Evlenmesi, canlı olarak yayımlandı.

1979 - 12 Mart döneminin İstanbul Siyasi Şube Müdürlüğünü yürüten Ilgız Aykutlu, kimliği belirlenemeyen iki kişinin silahlı saldırısı sonucu öldürüldü.

1980 - Türkiye'nin Bern Büyükelçisi Doğan Türkmen, uğradığı suikasttan yaralı olarak kurtuldu.

1981 - İstanbul Emniyet Müdür Muavini Mahmut Dikler, uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.

1988 - Basın Konseyi kuruldu.

1992 - İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın ile koruması ve şoförü, silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

1996 - Birgenair’e ait Boeing 757 tipi uçak, Dominik Cumhuriyeti’ndeki Puerto Plata Havaalanı’ndan Frankfurt'a gitmek üzere havalanmasından kısa süre sonra tırmanma esnasında düştü. Kazada 13'ü mürettebat olmak üzere 189 kişi hayatını kaybetti

1998 - Afganistan'da 6.1 şiddetindeki depremde, 4 binden fazla kişi öldü.

1998 - Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'nin nüfusunun 62 milyon 610 bin 252 olduğu bildirildi.

2002 – Siyasetçi Osman Bölükbaşı vefat etti

2003 - TBMM, kapalı oturumda, Türkiye’deki askeri üs ve tesisler ile limanda gerekli yenileşme, geliştirme, inşaat ve tevsi çalışmalarıyla ilgili olarak ABD’ye mensup teknik ve askeri personelin üç ay süreyle Türkiye’de bulundurulmasına,  bununla ilgili gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına ilişkin Başkanlık Tezkeresi’ni kabul etti.

2004 - Moskova metrosunda patlama; Çeçen ayrımcı grupların yaptığı tahmin edilen saldırıda 40 kişi öldü, 129 kişi yaralandı.

2008 - TBMM'de saat 15:00 itibarıyla, ilk resmi başörtüsü serbestliği için tartışmaları ve oylaması yapıldı.

Günün Portresi-Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey

Mehmed Reşid 8 Şubat 1873'te Kafkasya'da dünyaya geldi. 1874 yılında Rus baskıları sonucu ailesi Osmanlı İmparatorluğu'na göç etti. İlk ve orta tahsilini İstanbul'da yaptı. 1889 yılında İbrahim Temo, İshak Sükût ve Abdullah Cevdet ile birlikte Mekteb-i Tıbbiye'de kurulan ve daha sonra İttihat ve Terakki adını alacak olan İttihad-ı Osmani Cemiyeti'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1894 yılında Haydarpaşa Askerî Hastanesi'ne Düring Paşa'nın yardımcısı olarak atandı. 1897 yılında İttihat ve Terakki üyesi olduğu gerekçesiyle Trablusgarb'a sürgüne gönderildi.

İkinci Meşrutiyet'in ilanına kadar Trablusgarb'da bulundu. Bu süre içinde hem doktorluk yaptı hem de İttihat ve Terakki'nin Trablusgarb şubesinin kurulmasında ve faaliyetlerinde görev aldı. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra ülkeye döndü.

1909 yılında "İnkılap Niçin ve Nasıl Oldu" başlığını taşıyan ve İttihat ve Terakki'nin kurulmasından İkinci Meşrutiyet'in ilanına kadar olan dönemi anlatan ve bu konuda ilk olma özelliğini de taşıyan kitabını Cevri takma adıyla yayınladı.

Reşit Bey, 1909 yılında hekimlik görevini ayrılarak İstanköy kaymakamlığına atanmıştır. Daha sonra Humus, Kozan, Rize ve Karesi mutassarıflığı görevlerinde bulunmuştur.

Daha sonra, Ermeni meselesinin çözüme kavuşturulması maksadıyla, büyük devletlerin baskısıyla Doğu Anadolu’ya atanan Avrupalı iki genel müfettişten birinin genel sekreterliğine atanmıştır. 1. Dünya savaşının başlaması nedeniyle, Avrupalı müfettişlerin görevine son verilince, 13 Ağustos 1914 tarihinde Diyarbakır valiliğine tayin edilmiştir. Yaklaşık bir ay sonra Basra valiliğine, Basra’nın 22 Kasım'da düşmesi üzerine 24 Kasım 1914'te Bağdat vali vekilliğine, 10 Ocak 1915 tarihinde Musul valiliğine ve 25 Mart 1915 tarihinde tekrar Diyarbakır valiliğine tayin edilmiştir. Bu görevde 2 Mart 1916 tarihine kadar yaklaşık bir yıl kalmıştır.

Diyarbakır Valisi iken Tehcir Kanununun çıkartılarak yürürlüğe konulmasını müteakip devletin bir Valisi olarak Dr. Reşit Bey kendisine kanunda verilen bu görevini yerine getirmiş ve görevini yaparken de elinden geldiğince adil davranmıştır.

Diyarbakır’a geldiğinde ihtilal hazırlığı içindeki Ermenilerle ilgili müşahedelerini Mülahazat isimi ile kaleme aldığı kitapçıkta şu şekilde anlatır; “Tekalif-i Harbiye ambarları, askeri nakliyat ve bütün önemli işler hep Ermeni komitecilerin ellerine bırakılmıştır. Ermeni ruhani reisi valinin has müşaviri olmuş, tahsildarlık gibi basit bir vazifeyi üstüne alan yüksek tahsil görmüş Ermenilere rastlanmakta. Bunlar köyleri dolaşarak Ermenileri ikaz etmekte. Ruhani reis ile papazlarda mülhakatı dolaşarak ‘kurtuluş günü erişti, hazırlanınız, gerekirse çift hayvanlarınızı satıp silahlanınız, muvaffak olduktan sonra Müslümanların serveti, mülkleri bize kalacaktır’ mealinde ateşli nutuklar ve vaizlerle fikirleri zehirlemekte ve zehirlemişler. Ermeni mahallelerinde ordudan kaçan ve kaçırılan birlerce efradı toplamışlar. Polis ve jandarmaları alenen tahkire koyulmuşlar, Ermeni mahallelerine polis ve jandarma girmeyecek derecede hükümet nüfusu kırılmış, alenen Ermeni istiklal şarkılarıyla eğlenmekte; şimdiye kadar siz hâkim millet idiniz/bundan sonra biz hâkim, siz mahkumsunuz, hitapları ile ahali açıktan açığa tahkir edilmekte,hâsılı dinamitlerin ve bombaların patlaması için Rusların biraz daha ilerlemesi ve bundan gelecek emir ve işaret beklenmekte.” Bölge'deki Ermeni esnafı, din adamları ve liderlerini Ermeni çetelerine destek vermemeleri konusunda uyarır. Hükümet konağına bir telgraf merkezi kurarak İstanbul ile doğrudan iletişim sağlar.

Reşit Bey, 1916 Mart’ında Ankara valiliğine tayin edildi. 26 Mart 1916 tarihinde başladığı bu görevi, 27 Mart 1917 tarihine kadar tam bir yıl sürmüştür. Ankara valiliğinden Dâhiliye Nazırı Talat Paşa tarafından azledilen Reşit Bey, bu tarihten sonra İstanbul’a dönmüş ve yaklaşık 1,5 yıl kadar ticaretle uğraşmıştır.

Mondros ateşkesinin imzalanmasından hemen sonra, 5 Kasım 1918 tarihinde Ermeni tehcirindeki rolünden dolayı tutuklanmıştır.

25 Ocak 1919 tarihinde yargılanmak üzere tutuklu bulunduğu Bekirağa Bölüğü’nden firar etmiş ve bir süre İstanbul’da gizlenerek Anadolu’ya geçmeye çalışmıştır. Ancak çok yönlü ve sıkı bir takibata uğradığı için başarılı olamamıştır. 6 Şubat 1919 günü, Dr. Reşit Bey ailesini görmek üzere saklandığı evden çıkıp Beşiktaş’a indiği bir sırada Ermeni Kirkor’un emrindeki bir polis ekibince tanınır ve bir fulya tarlasında çember içine alınır. Yakalanacağını anlayan Dr. Reşit Bey “Ermeni tazılarına” yakalanmaktansa, beynine bir kurşun sıkarak hayatına son verir. Üzerinde, tutuklandığı günden intihar ettiği güne kadar tuttuğu günlükleri ve ailesine yazdığı bir mektup çıkmıştır.

Cebinden şu ifadelerin yazılı olduğu bir mektup çıkar:

"Pek sevgili refikam ve çocuklarım...

Firarımdan dolayı Muhafız Paşa ile Polis Müdürü bütün şiddet ve kuvvetleriyle beni arıyorlar. Ermeni tazıları da bunlara iltihak etmişlermiş. Gayretsiz ve hissiz bazı dostlarımın ihmali, programımı sekteye uğrattı. Utanmadan, teslim olmam gerektiğini tavsiye ediyorlar. Neticeyi karanlık görüyorum. Yakalanıp hükümetin oyuncağı, düşmanlarımın eğlencesi olmamak için son dakikada intihar etmek fikrindeyim. Revolverim bir dakika yanımdan ayrılmıyor ve hazırdır.

Hayatımın bence hiçbir kıymeti kalmadı. Bir müsait vakitte milletime son vazifemi yapar ve hayatımın bakiyesini tamamıyla size harcamak ve tahsis ederim ümidiyle yaşamak isterdim. Ne çare, her istenilen olmadı. Sizi milletim için ihmal ettim. İstikbalinizi düşünemedim. Herkes beni Ermeni malı ile zenginleşmiş biliyor. Hâlbuki sizi temin-i maişetten aciz bırakıyorum Bu da talihin bir cilvesi yahut nankör bir milletin gafletidir. Beni en ziyade mütellim edeb Refikamın bakiye-i hayatıdır. Kendisine saf bir aşk ve muhabbetten başka bir şey bırakamıyorum. Hayatının son zamanlarının zehirlenmesine sebep oldum. Şimdi de matem içinde bırakıyorum. Beni affet sevgili Mazlumem. Şahsın da ismin gibi mazlummuş.

Son ricam şudur; Refikam bütün metanetini toplayarak, çocuklarımızı bize layık bir his ve fikirde yetiştirsin. Çocuklarımda annelerine muti ve hürmetkâr olsunlar ve onu hiç üzmesinler. Ahlaklı, metin ve ilim ve marifet sahibi olsunlar. Kayınpederim ve kayınvalidemden de rica ederim. Mazlumenin bol bir şefkatte ve tatlı muameleye çok muhtaç olduğunu unutmasınlar ve çocuklarıma öksüzlüklerini hissettirmemeye çalışsınlar.

Ziyade yazmaya teessürüm manidir. Mazlumem, Nimetim, Şinasi, Cezmi, Fikret, İsmet ve Cehdi yavrularım hepiniz gözümün önündesiniz. Ben sizi gıyaben değil, adeta karşımda hissediyorum. Ne olurdu hepinizi birer defa öpüp kokladıktan sonra ölseydim. Kayınpederimi ve kayınvalidemi muhabbetle kucaklarım. Dostlarıma ve sevdiklerime selam söylersiniz. Belki bu satırlardan sonra daha çok yaşarım. Fakat belki de size son hitabımdır. Elveda sevdiklerim.

Son nefesine kadar sizi seven ve unutmayan Reşid”

Atatürk tarafından da takdirle anılmış bulunan Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey unutulmamış, geriye bıraktığı eşi ve çocuklarına TBMM tarafından vatani hizmet tertibinden maaş bağlanmıştır.

Kaynakça;

İttihat ve Terakki'nin Kurucu Üyelerinden Dr. Reşid Bey'in Hatıraları (Hz. Ahmet Mehmetefendioğlu)

Nejdet Bilgi, Dr. Mehmed Reşid Şahingiray’ın Hayatı ve Hatıraları

Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü,

Cevrî [Mehmed Reşid Şahingiray], İnkılâb Niçin ve Nasıl Oldu

YORUM EKLE