Tarihte bugün-7 Ocak- Hamlet Davaları

Tarihte bugün-7 Ocak- Hamlet Davaları

1634 - IV. Murad'ın emriyle, Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi boğdurularak öldürüldü. Böylelikle Osmanlı'da ilk defa bir şeyhülislam öldürülmüş oldu.

1919 - İkinci Ardahan Kongresi toplandı Üç gün sürecek kongreye Ardahan, Ahıska, Ahılkelek, Kağızman, Oltu, Akbaba delegeleri katılıyor.

1919 -  Boğazlıyan eski Kaymakamı Kemal Bey, İstanbul'da tutuklandı. Kemal Bey, 1915 tarihli Ermeni tehciri sırasında kırım yaptığı suçlamasıyla yargılanıp 10 Nisan'da idam edilecektir.

1920 – Mustafa Kemal Paşa Karabekir'den, Rauf Bey'in İstanbul’a ve Barış Konferansı'na delege olarak gönderilmesi görüşüne ne dediğini sordu. Karabekir verdiği cevapta öneriyi olumlu karşılayacaktır

1920 - Urfa Kuvayı Milliye Komutanı Ali Saip Bey, aşiretlere yayımladığı bildiride, aralarındaki ayrılıkları bir yana bırakarak Fransızlara karşı birleşmelerini istedi. "İslam'ı himaye eden, dünyada müstakil olarak yalnız Türkler ve Kürtler mevcuttur. Bugün İslamiyet ve vatan tehlikededir." dedi.

1920 - İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, İstanbul'daki karışıklıkları önlemek amacıyla İstanbul'u Türklere bırakan kabine arkadaşlarını suçladı. "Avrupa'nın 500 yıldan beri beklediği bir fırsatı kaçırıyoruz" dedi

1921- Mustafa Kemal, Daily Express gazetesinde yayımlanan demecinde, Türkiye'nin milli sınırlan içinde tam bağımsızlık için savaştıklarını, kapitalist ve emperyalist ülkelere karşı yaşama hakkı istediğini bildirdi. Gazetenin yorumu: Milliyetçiler, İzmir ve Trakya ile ilgili isteklerinde direnmeye kararlılar. Sevr Anlaşması'nı kabul etmeyecekler

1921- Müttefiklerin Karadeniz Orduları Başkumandanı General Harington, Yüksek Komiser Rumbold'un Müttefik mahkemelerinde yargılanmasını istediği kişileri kapsayan 24 Kasım tarihli listesine 11 kişi ekledi: Mersinli Cemal Paşa, Cevat Paşa (Çobanlı), Şevket Bey, Yakup Şevki Paşa ve diğerleri...

1922- Türk ordusu Osmaniye'ye girdi. Büyük Millet Meclisi'ne bağlı yönetim, şehirde işe başladı.

1922 - TBMM, ceza surelerinin üçte birini dolduran mahkumların kalan cezalarını affetti. Kanun, yüz kızartıcı suçları af dışı bırakıyor.

1924 - Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı yabancı okulların binaları içinde bulunan dinî simge ve işaretlerin kaldırılması için bir genelge yayımladı.

1927 - Okyanus aşırı ilk telefon görüşmesi, New York'tan Londra'ya yapıldı.

1942 - Hamlet davası sonuçlandı. Muhsin Ertuğrul, Peyami Sefa ve Celaleddin Ezine'ye verilen cezalar ertelendi.

1944 - Çorap imalatı hakkı Sümerbank'a verildi.

1946 - CHP'den ayrılan Celâl Bayar ile Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti'nin kuruluş başvurusunu yaptılar.

1947 - Demokrat Partinin ilk Büyük Kongresi toplandı.

1950 - Karabük Demir ve Çelik İşletmesi'nde "Zeynep" adı verilen yüksek fırın hizmete açıldı.

1950 - Demokrat Parti yeni Seçim Kanunu'yla ilgili bildiri yayınladı: "Önümüzdeki seçimler mutlaka dürüst olmalıdır."

1954 - Demokrat Parti, Genç Demokratlar adında bir gençlik örgütü kurdu.

1967 - Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bir açıklama yaptı; Türkiye'de 25.000 frengili, 10.000 cüzamlı, 750.000'de veremli var.

1992 - Cemal Süreya Şiir Ödülü, Adnan Özer ve Süreyya Berfe'ye verildi.

1997 - Demokrat Türkiye Partisi kuruldu, Hüsamettin Cindoruk partinin Genel Başkanlığına seçildi.

Günün Olayı

Hamlet Davaları

Bir Tiyatro eleştirisi ile başlayan ilginç gelişmeler sonucu açılan davalar zinciri; eleştiriye konu oyun nedeni ile “Hamlet Davası” diye anılır…

İstanbul Şehir Tiyatrosu 1941-1942 sezonunda, perdelerini 1 Ekim 1941 tarihinde Hamlet ile açar. Hamlet’in çevirisini Muhsin Ertuğrul yapmıştır.

Oyunu izlemeye gelen Celaleddin Ezine Tasvir-i Efkar gazetesinde hem Hamlet'i oynayan kişiyi hem de çeviriyi beğenmediğini söyleyen bir eleştiri yayımlar. Celaleddin Ezine,  Heidelberg ve Leibzig Üniversitelerinde felsefe, Paris Siyasal Bilimler Yüksekokulunda iktisat okumuş olan başyazarlığını yaptığı Gün gazetesi, kendi yayınladığı Hamle dergisi ile Cumhuriyet ve Tasvir’i Efkar Gazetelerinde tiyatro ve edebiyat eleştirileri yazan bir aydındır.

 “Hamlet’in Şehir Tiyatrosu’nda temsilinden bir iki hafta evveldi. Bir dostumla caddede ilânları okuyorduk. Dostuma şaka olarak, ‘şöyle bir başlık bir tenkit yazısına ne güzel yaraşır, dedim: ‘Tepebaşında bay Shakespeare’in oğlu, bay Hamlet katlolunmuştur!’ o vakit şaka diye söylediğim bu sözler, bugün içim sızlayarak itiraf ediyorum, ne yazık ki bir hakikat oldu.” şeklinde bir ifadeye yazısına başlayan Celalettin Ezine, yazısında eserin sergilenişinin çok kötü olduğunu söyleyerek eserin tamamını izlemeye dayanamadığını ve salonu terk ettiğini de belirtir

Eseri sahneye koyan ve Şehir Tiyatrosunun başında geniş yetkileri bulunan Muhsin Ertuğrul, bu eleştiriye cevap mahiyetinde "Celalettin Ezine! Hamlet'e niye geldin, niye çıktın?" başlıklı bir yazı yayımlar. Çok sert bir üslup takındığı bu makalede Celalettin Ezine'yi “yarım yamalak tiyatro bilgisiyle, bomboş sanat dağarcığıyla, tiyatro işlerine karışmakla, ucuz malûmat satmakla” suçlar. Aynı zamanda Celalettin Ezine'yi “gösteriş yapan ve şöhret ihtirasıyla kavrulan, bilgiçlik taslayan, sanat hudutlarına destursuz giren” bir kişi olarak tanımlar. Celalettin Ezine'nin, eseri yarısında terk etmesini de, onun sanattan anlamamasına bağlar.

Peyami Safa da  Tasvir-İ Efkar gazetesinde çeviriyi beğenmediğini belirttiği bir yazıy yayımlar. Peyami Safa, William Shakespeare'in Hamlet'inin son perdede öldüğüne ama Muhsin Ertuğrul'un Hamlet'inin bu kadar bile dayanamadığına dikkat çeker. Dolayısıyla Peyami Safa'ya göre artık ilk perdeden son perdeye kadar seyredilen Hamlet değildir; izlenilen daha çok 'babasının katilini arayan bir kaçığın intikam sevdasının canlandırıldığı meraklı bir polisiye hikayedir. Peyami Safa yazısında,  Şehir Tiyatrosunun Hamlet'i öldürdüğünü de belirtir..

Bunun üzerine Türk Tiyatrosu Dergisinde, Vasfi Rıza Zobu Peyami Safa'ya cevaben bir yazı yayımlar. Yazıda “…yukarıdaki 1941 modeli modern jurnal üzerine hemen rejisör kovulmalı, yerine yazısında namzetliğini koyduğu kifayetli heyet reisliğine Peyami Safa, azalıklarına da Celalettin Ezine tayin edilmeli(!). onların idare edecekleri tiyatromuzda da Şekspir gibi kötü muharrirlerin, Hamlet gibi berbat eserleri yerine (bir misafir geldi) ile (Cingöz Recai) oynanmalıdır.” Şeklinde ifadelere de yer verince tartışmalar daha da tırmanır.

Peyami Safa, Server Bedii mahlasıyla yazdığı 'Hamlet Temsilleri' yazısında da eleştirilerine devam eder. Bu yazısında Muhsin Ertuğrul'un sanattan anlamayan birisi olduğunu belirterek bir hikaye üzerinden eleştirilerini sürdürür. Bu hikâyede Şehir Tiyatrosunda Hamlet'in sergilendiği bir mizansen ele alır. Bu mizansende Celalettin Ezine, tiyatronun ortasında temsilin bir facia olduğunu, oyuncuların yanlış okuduklarını ve burada katledilenin Danimarka Kralı değil de William Shakespeare'in bizzat kendisi olduğunu bağırarak söyler. Bunun üzerine rejisör Celalettin Ezine'ye "sarhoş herif", "zibidi" ve "narçın bey" şeklinde bağırır. Daha sonra yine bu mizansen içerisinde Peyami Safa, kendisinin de eseri rezil bulduğunu söyler ve Celalettin Ezine ile birlikte tiyatroyu terk ederler.

Hamlet ile ilgili olarak Halit Fahri Ozansoy da bir yazı yayımlar. Ona göre Celalettin Ezine, Muhsin Ertuğrul'un başarılı bir eserine saldırmakla kalmamış, aynı zamanda birçok genç zekâ ve kabiliyete de darbe vurmuştur. Halit Fahri Ozansoy, tartışmaların kötüye gittiğini ve bu sanat adamlarının barışmaları gerektiğini de yazısında belirtir.

Öte yandan Refi Cevad Ulunay da Muhsin Ertuğrul'un kendisini savunduğu yazılarda aşırıya kaçtığını ve bunun, onun ilk vukuatı olmadığını  belirtir. Refi Cevad Ulunay, Muhsin Ertuğrul'un yazılarıyla kendisini hırpalayan tanınmış eleştirmenlerinden birinin kulağına “Dayağa hazır olsun!” diye fısıldadığını; bu yüzden adı geçen eleştirmenin huzur ve rahatının kaçtığını, gezdiği yerde Muhsin Ertuğrul'un dayağına maruz kalacağını düşündükçe tir tir titrediğini, arkası gelmeyen bu üzüntüden kurtulmak için bir gün kalkıp tiyatroya giderek ünlü rejisöre: “azizim, sen beni dövecekmişsin! on beş gündür, ha bugün, ha yarın diye üzüntüden öldüm. Şu işi lütfen bugün yap, ben de rahat rahat kendi işlerimle uğraşayım” dediğini kaydeder.

Başka birçok isim de Hamlet ve Ezine-Ertuğrul kapışması üzerine yazılar yazar.

Bu gelişmelerin sonunda başta Muhsin Ertuğrul, Celalettin Ezine ve Peyami Safa olmak üzere birçok isim birbirleriyle mahkemelik olurlar. Davaların içinden yeni davalar çıkar, başka kişiler de yargılanırlar. Mahkeme heyeti yazıların hakaret niteliği taşıyıp taşımadığını belirlemek için İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku alanında ordinaryüs profesör olan Sıddık Sami Onar, edebiyat fakültesinde profesör olan Ahmet Hamdi Tanpınar ve Alman Edebiyatı doçenti Burhanettin Batıman'ı bilirkişi olarak. Bilirkişi heyetinin yazdığı raporda hakaretin var olduğu kanaati belirtilir. Tasvir-İ Efkâr gazetesinin yazı işleri müdürü Cihat Baban, bu rapora bir eleştiri yazısı yazarak bu raporun tam dokuz noktada eksik ve çelişkili olduğunu vurgular ve yeni bir bilirkişi heyetinin kurulması gerektiğini belirtir. Peyami Safa da aynı şekilde, savunmasında bilirkişi raporunun kabul edilmemesi gerektiğini söylediği bir savunma yapar.

Davada ilk anda üç karar çıkmıştır. Bunlar sırasıyla şu şekildedir;

1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürdürülen yargılamada Tasvir,i Efkar gazetesi sahibi  Ziyad Ebüzziya ile yazı işleri müdürü Cihat Baban savunmalarında “bu yazıların bir  görüş açıklama mahiyetinde olduğunu ve bunun da matbuat kanununa uygun olduğunu” söylemişlerse de mahkeme, matbuat kanununun 27 ve 42 inci maddeleri gereğince her ikisini de 100’er lira ağır para cezasına mahkum etmiştir.

28 kânunusâni 1942 çarşamba günü iki davaya birden bakılmıştır. Türk Tiyatrosu Dergisinde neşredilen “ibret” başlıklı yazı ile kendisine hakaret edildiğini ileri süren yazar Peyami Safa tarafından açılan dava sona ermiştir. Mahkeme, davacının iddia ettiği şekilde bu yazıda hakaret mahiyetinde bir kelime görmediği gibi, jurnalciliğin gizli yapılabileceği, gazete neşriyatıyla jurnalcilik olamayacağı cihetle “modern jurnal” kelimesi mahkemece “asrî gazete” manasında görülmüş ve hakaret yapıldığı kabul edilmemiştir.. “Cingöz Recai” romanı da Peyami Safa’nın eseri olduğundan yazıda bundan bahsedilmesi de hakaret mahiyetinde görülmemiştir. Mahkeme, bu suçlardan dolayı Derginin sahip ve yazı işleri müdürlerinin beraatlerine karar vermiştir.

Hamlet temsili etrafındaki basında çıkan davalardan bir kısmı da 7 Aralık 1942 günü karara bağlanır.

“Celalettin Ezine’nin yazısı tenkit mahiyetinde olduğundan Tasvir-İ Efkâr Gazetesi sahibi Ziyad Ebüzziya, mesul müdürü Cihat Baban ve Celalettin Ezine’nin beraatlerine; bu yazı münasebetiyle Türk Tiyatrosu mecmuasında yazdığı cevapta hakaretâmiz kelimeler kullandığından dolayı Muhsin Ertuğrul, Neyyire Ertuğrul Ve Zeki Coşkun’un altışar ay hapislerine, ancak Celalettin Ezine’nin yazısı tahrik mahiyetinde bulunduğundan cezalarının üçte bire indirilerek ikişer ay hapse ve 33’er lira para cezası ödemelerine ve sabıkaları olmadığından teciline, Celalettin Ezine’nin manevî tazminat isteğinin reddine ve Esat Mahmut Karakurt’a vekâlet ücreti olan 30 liranın Muhsin Ertuğrul’dan tahsil edilerek verilmesine, diğer taraftan Peyami Safa’nın yazdığı üç yazıdan birisi mizahî mahiyette olduğundan beraatine, diğer iki yazıda ise hakaret görüldüğünden Peyami Safa, Cihat Baban ve Ziyad Ebüzziya’nın altışar ay hapis, 100 lira para cezası ödemelerine ve mahkûmiyetlerinin teciline…” şeklinde açıklamıştır. Bu kararda mahkeme, Muhsin Ertuğrul ve arkadaşlarının bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirdiğini de bildirmiştir.

Ancak bu kararlar, tarafları memnun etmemiştir. Onlar da haklarını aramak ve kararları düzelttirmek için temyize gitmişlerdir. Uzun bir temyiz sürecinden sonra, kararların bir kısmı bozulmuş, bir kısmı onanmıştır…

Şimdi bir Tiyatro oyunundan kaynaklı ser eleştirilerin yapılabileceğini,  eleştiriler yapılsa bile bunun medyada bu kadar geniş yer bulabileceğini, Türk Basınının en önemli kalemlerinin bu konuda kalem oynatacağını, kamuoyunun bunu aylarca tartışacağını eleştiriyi haklı görenler ve görmeyenler şeklinde kutuplaşabileceğini düşünüyor musunuz?

Bugün ne Celalettin Ezine birikiminde Tiyatro Eleştirmeni, Ne Muhsin Ertuğrul çapında bir yönetmen, ne de Tiyatro’ya duyarlı ünlü köşe yazarı var.

Sahi Türkiye’nin nüfusu bugün 1941 Türkiye’sinin üç katı ama tiyatro seyircisinin sayısı 1941’deki sayıya ulaşır mı? Şüpheliyim…

banner3
YORUM EKLE