Tarihte bugün - Abbas Sayar ve Can Yücel 

Fazlı Köksal; gazetemiz için hazırladığı Tarihte Bugün köşesinde 1999 yılında kaybettiğimiz edebiyatçılar Abbas Sayar ve Can Yücel'in hayatını anlattı

Tarihte bugün - Abbas Sayar ve Can Yücel 

12 Ağustos

1281 - Moğolların Japonya seferleri: Kubilay Han'ın Donanması, Japonya'ya yaklaştığı sırada çıkan bir tayfun neticesinde battı.
1499 - Küçük Davut Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması komutanlarından Burak Reis, Sapienza adası yakınlarında karşılaşılan Venedik Donanması ile yapılan Sapienza Deniz Muharebesindeki çarpışmada öldü.
1851 - Isaac Singer, dikiş makinesinin patentini aldı.
1875 – Roman yazarı Mehmet Rauf doğdu
1888- İstanbul’dan Viyana’ya giden ilk Şark Ekspresi Sirkeci Garından hareket etti..
1921 - Atatürk, Polatlı'da Başkomutan sıfatıyla Ordu'nun başına geçti.
1930 - Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu, Genel Başkanlığı'na Fethi Okyar getirildi.
1944 - Tan gazetesi kapatıldı.
1953 - Sovyetler Birliği, Kazakistan'da atom bombası denedi.
1954 - BM askerleri Kore'den çekilmeye başladı.
1960 - İlk Amerikan haberleşme uydusu Echo 1A fırlatıldı.
1964 - Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'nin çağrısı üzerine Kıbrıs üzerindeki askeri uçuşlara son verdi. Konsey, adada iki toplum arasında, Barış Gücü'nün tampon bölge oluşturmasını kararlaştırdı.
1969- 5OOO kadar çelik işçisi Eregli'de grev yaptı.
1981 - IBM ilk kişisel bilgisayarını piyasaya sürdü.
1996 - Türkiye ile İran arasında doğalgaz anlaşması imzalandı.
1999 - Yazar, şair ve ressam Abbas Sayar öldü
1999 - Şair ve çevirmen Can Yücel öldü.
2002 - CHP, 1999'dan beri 3 yıl (ilk kez) uzak kaldığı TBMM'ye, DSP'den istifa eden Gaziantep Bağımsız Milletvekili Mustafa Yılmaz'ın CHP'ye katılmasıyla geri döndü.
2014 - İran Türklerinin önde gelen bilim ve kültür adamlarından, İran’da ilk organ nakli ameliyatlarını gerçekleştiren Türk dili ve edebiyatı, Türk tarihi hakkındaki eserleri hem Türkiye’de hem Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yayımlanan Dr. Cevat Heyet Bakü’de öldü

İki Portre
Abbas Sayar ve Can Yücel 

12 Ağustos 1999 günü edebiyatımızın iki seçkin ismini kaybettik. Birisi Abbas Sayar, diğeri Can Yücel… 
Onlar hakkında çok şey yazmak isterdim. Ama sayfanın imkanları sınırlı… O nedenle Abbas Sayar ile olan bir anımı aktarmakla, Can Yücel’den de beni çok etkileyen birkaç unutulmaz cümle/mısra ve bir şiirini paylaşmakla yetineceğim.
Abbas Sayar
Yıl 1983 PTT’de müfettiş yardımcısıyım. Yozgat’ta teftişte bulunan bir üstadın yanına görevlendirildim. Yozgat’ın Çamlık diye adlandırılan bir milli parkı var. İçinde de bir restoran. O günün şartlarına göre, değil Yozgat, Türkiye ölçütlerine göre bile lüks sayılabilecek bir mekân.  Çoğu akşam üstatla birlikte orada yemek yiyoruz. Bir akşam yemek yerken, ufak tefek bir adam girdi içeri, yaşlıca. Entelektüel bir görünümü var. Kim olduğunu sorduk, ‘Abbas Sayar’ dediler. Ünlü romancı… Belediye, restoranın üzerindeki misafirhaneyi ona tahsis etmiş. Orada kalıyor. Akşamları da restoranda iki kadeh atıyor… O günlerde “Yılkı Atı” adlı romanı diziye çekilmiş,  televizyonda gösteriliyor. 
Biraz da benim yönlendirmemle üstat, ‘hadi gidip tanışalım’ dedi ve gittik yanına. Biraz sohbetten sonra üstat,  Abbas Sayar’a ‘Sizin hayranınızım. Tüm romanlarınızı okudum’ dedi. Abbas Sayar ise hafif alaycı bir tebessümle ‘benim bir tane romanım yayımlandı. Yılkı Atı’ndan başka romanım yok’ dedi. Üstat hafif bozularak bana ‘hadi gidelim’ dedi. Çıkarken de kendi kendine “Seni onore etmek istedik. İnsanı bozacak ne vardı?” diyerek söyleniyordu. 
Oysa Abbas Sayar’ın, o tarihte yayımlanmış başka romanları da –Can Şenliği, Çelo- vardı. Abbas Sayar, üstadın doğru söyleyip söylemediğini test etmek istemişti. Eğer bizim üstat “Hiç olur mu Can Şenliği’ni de Çelo’yu da okudum” deseydi, sohbet sürüp gidecekti. Ancak bizim üstat fena halde çuvallamıştı…


Can Yücel
Can Yücel, Türk şiirinde farklı bir ses, farklı bir soluktur… Şiirle küfürü uzlaştırabilen bir şairdir… Küfürü en iyi şiirleştiren şairdir desek yanlış mı olur bilmem… Hayat beni küfürü hak eden kişilerle her karşılaştırdığında onun şu mısraları dökülür dudaklarımdan; "bana şiirlerinde küfür etme diyorlar usulsüz; lan bu kadar o... ç... nasıl anlatayım küfürsüz?”.
Can Yücel, iyi bir şair olduğu kadar iyi bir çevirmendir. Çevirilerinde çeviren yerine “Türkçe Söyleyen” tabirini kullanır. Ona göre her çeviri farklı bir eserdir. O nedenle “çevirmek” yapılan eylemi karşılamaz, artık o eser “farklı bir dille söylenen yeni bir eserdir”. Onun çeviri tanımlaması da çeviriden ne anladığını çok iyi anlatır;  “Çeviri kadın gibidir: Güzeli sadık, sadığı güzel olmaz.” Yani çeviri ne kadar güzel yapılmışsa aslından o kadar uzaklaşmıştır… Kelime kelime yapılan çeviride ise aslına sadık kalınmıştır, ama eser edebi güzelliğinden çok şey kaybetmiştir… 
Can Yücel’in en çok “Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim” şiirini okurken duygulanırım… O şiir alır beni başka dünyalara götürür… O şiirde ben de babamı bulurum… Çünkü o şiirdeki gibi babam da gurbete giderdi, ekmek peşinden… Ve ben de Can Yücel gibi tifo olmuşum çocukken… Babam doktor parasını verebilmek için birkaç  gün önce diktirdiği takım elbiseyi satmış..  
Ayrıca hayatım müfettiş olarak gurbette geçtiği için, ben turneye gittiğimde kızlarımın da beni o şiirdeki gibi özlediğini çok iyi bilirdim. 


Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım, hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
 

Sakarya Yenihaber

banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER