Tek Adam mı Tek Millet mi?

Konumuz kesinlikle Başkanlık Sistemi değildir.
Bu hafta, okuyucularımız ile birlikte tartışmak istediğimiz, işin sosyolojik boyutudur. Bulmak istediğimiz; toplumun önemli bir kesiminin yoğun bir gayretkeşlikle gündemde tutmaya çalıştığı "tek adamlık" olgusunun kültürel ve tarihsel damarlarda karşılığı olup olmadığıdır.
Bunları düşünürken, ne güzel tesadüftür ki; değerli büyüğümüz, sevgili hocamız, roman yazarımız Sayın Mustafa Çevik’in son kitabı Türk Bilge Kağan'ı okumaya başladık. İlk kısımda bir küçük paragraf dikkatimizi çekti. Sayın Çevik, Bilge Kağan'ın ölümünden sonra yaşlısından gencine herkesin şöyle haykırdığını yazmıştı:
"Kağanlı millet idim, şimdi kağanım nerede?" Aradığımızı bu sayede bulmuş bulunduk!
***
Dilerseniz başka bir kitaptan, Kutadgu Bilig’den bir cümle yazarak konuya açıklık getirelim.
Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig' de Kağanlığı şöyle tarif eder: İyi bir Kağan, yasalara saygılı olmalı, halka eşit davranmalı, paranın değerini korumalı, ticaret yollarını açık tutmalı, ülkede güvenliği sağlamalıdır.
Geri dönüp, son cümleyi tekrar okuyunuz lütfen! 11. Yüzyılda yapılan yönetici tanımına dikkat kesiliniz!
Demek ki nasılmış?
Tarih boyunca devlet kuran veya yöneten şahsiyetlerde görülen en temel özellikler, "görevlendirilmiş ve sorumlu kılınmış" olduklarıymış! Rejimin durumuna göre; ister kağan, ister sultan, ister devlet başkanı olsun, yöneten kişinin kendisi kutsal değilmiş.
Kutsal olanlar; vatandır, bayraktır, adalet ve özgürlüktür. Hatta Töre’ ye göre; “yurt sevgisi, Yüce Allah (cc) tarafından millete verilmiş bir ilhamdır.”
Bahsettiğimiz kavramların, dolar kuru, çocukların sınavları, tatil için erken rezervasyon fırsatları veya asgari ücretin nereye yeteceği endişeleri ile geçiştirilen günlerimiz içinde bir anlamı var mı, bilemiyoruz. 
Oysa “bam teli” işte tam burasıdır. Yöneticileri akıldan beri, bilgelikten geri, töreden cahil, aşktan gafil bir topluluk, aynı toprak üzerinde bir arada kalabilmeyi ne kadar uzun sürdürebilir ki?
***
Türk Milleti ferasetlidir. Tehlikeleri önceden görür ve inanır ki; en zor günler geldiğinde yiğit bir adam çıkacak, kendisini mutlaka kurtaracaktır.
Bugün iktidarın sürdürdüğü politikalara verilen destek yalnız ve yalnız bu gerçeklikten beslenir. İktidar, meseleyi "kişiselleştirdiği" ölçüde başarı kazandığının farkındadır. Tek adamlık söylemi, kalplere çok öncelerde yerleşmiş "kurtarıcı adam" inancının mottosudur. 
Hal böyle olunca, "o beklenen kişidir" propagandasına abanmaktan geri durulmamaktadır. Oysa en yalın vatandaşım dahi bilir ki; Gazi Mustafa Kemal'den sonra bu topraklara henüz yeni bir Kağan gelmemiştir.
950 sene önce belirlenen kurallara göre; yasalara uymayan, halkı kısımlara ve bloklara ayrıştıran, yabancı paraların Türk Lirası karşısında değer kazanmasını engelleyemeyen, ticaret yapılan ülkelerle iyi geçinemeyen ve ülkede güvenliği sağlayamayanların iyi yönetici olduklarını söylemek zordur.
Madem öyledir, bugünü bir dua ile bitirelim isteriz: "Allah (cc) bizi kendi devrinde faydasızlık içinde ölenlerden eylemesin." 

YORUM EKLE