Tek Bir Suç Vardır: Hırsızlık

Halit Hüseyni'nin muhteşem Romanı Uçurtma Avcısı'ndaki şu bölüm çok çarpıcıdır;

"Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. .....

Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun, Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. ....

Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur, Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan… aşağılıktır. Böyle birinin yüzüne tükürürüm. Böyle biriyle yollarımız kesiştiğinde, Allah yardımcısı olsun...."

Evet, geniş anlamda tek bir suç vardır: Hırsızlık... Başka bir deyişle, her suçta bir şeyler çalarsınız…

TDK Sözlüğü Hırsızlığı çok dar anlamda, "Çalma, arakçılık." olarak tanımlıyor.

Marx "mülkiyet hırsızlıktır" diye, hırsızlığın dolaylı bir tanımını yapar. Toplum olarak, Marx'ın bu değerlendirmesine karşı çıkar, mülkiyeti kutsarız. Ama "Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz" atasözümüzü beğeniriz. Oysa Marx'ın sözü, atasözümüzün farklı bir şekilde ifade edilmesidir...

Hırsızlık da amaç ve sonuçlarına göre çeşit çeşittir;

Zenginden çaldığını fakire veren Robin Hood gibi, Cingöz Recai gibi, Arsen Lupen gibi yalnızca zenginlerden çalıp fakirlere dağıtan hayal kahramanları okuyucuya sempatik gelmiştir… Yazarlar onları olumlu aktardığı için, okuyucular da onların hırsızlığına sempati ile bakmışlardır…

Açık söyleyeyim, gençliğimde benim de hayranlıkla takip ettiğim bir hırsız, daha doğrusu bir dolandırıcı vardı…1970’lerin başı olmalı "Kunduzi" diye tanımladığı kötü yollardan para kazanan vurguncu zenginlerden dolandırdığı paraları fakirlere dağıtan Gündüz Zobu isimli bir dolandırıcı ünlenmişti… Onunla ilgili haberleri yakından takip eder,  kestiğim gazete kupürlerini biriktirirdim… Bu sempatimin temelinde de, hapishanede onunla birlikte aynı koğuşta yatan köşe yazarı Necdet Sevinç’in onu olumlayan yazıları vardı…

Bizim geleneğimizde, yerleşik düzene isyan ederek eşkıya, haydut, hırsız olana, sonradan kendisi de zalimleşecek olsa da,  olumlu bakma eğilimi vardır… Destanlarımızın, koçaklamalarımızın çoğu eşkıyaya yazılmıştır… Romancılarımız arasında da eşkıya güzellemesi yapan çoktur… Yaşar Kemal’in çoğu romanı eşkıya güzellemesidir… Kemal Tahir, eşkıya güzellemelerine savaş açmış, eşkıyayı metheden anlayışın ne insani ne de solcu olamayacağını gayet sert bir tarzda ifade etmiş ama bu mücadelede yalnız kalmıştır. Aydın çevreler, eşkıya güzellemesi yapan roman anlayışının yanında durmuştur…

Aslında toplumumuz yalnızca, zulme uğradığı için başkaldırarak haydut-hırsız olan eşkıyaya değil, genelde hırsıza ve hırsızlığa da olumlu bakar… Bu bakış atasözlerimize bile yansımıştır.

Bakın şu atasözlerimize; “Bal tutan parmağını yalar.”, “Devletin malı deniz yemeyen domuz” “Tutulmayan hırsız, beyden büyüktür”,   “Üzümünü ye bağını sorma..”….

Hırsızları kategorize etmediğimiz, "hırsız ama bizden", "çalıyor ama çalışıyor" demediğimiz, "kol kırılır yen içinde kalır" diye bizim takımdan olanların hırsızlıkları örtbas etmediğimiz, hırsız babamız bile olsa “Hırsız Var” diye bağırabildiğimiz gün her şey değişecek...

Tabii bunu diyebilmek için de; atasözlerimize bile girmiş, toplumsal şuuraltımızdaki hırsızlığı, yağmayı olumlayan, uyanıklık olarak gören kodların değişmesi lazım…

Değişir mi?

Bilmem…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kenan Çatalbaş
Kenan Çatalbaş - 3 hafta Önce

Başkanım kaleminize sağlık. Biz değiştirmek için mücadelemizi vermeye devam edelim mutlaka yol alaçağız

Atila Karakullukcu
Atila Karakullukcu - 3 hafta Önce

Günümüzde hırsızlık o denli yoğunlaştı ki, son günlerde hiç olmadığı kadar insan hayatı bile çalınmaya başladı......