Teşkilat Kapatılacaaakk, Kapat!

Endüstrileşme, mal ve hizmet üretimi yapılan alanlarda iyidir! Ancak sporda, sanatta ve siyasette kötüdür!
Aslında Galatasaray – Trabzonspor maçını yazmak gerekirdi ama spor ve sanat başka bir haftanın konusu olsun. Biz bugün siyaset sektörü içinde kalalım isteriz!
Diyeceksiniz ki; siyasette mal yoktur ama hizmet üretilir! Şimdi anlatıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi, birçok il ve ilçede parti teşkilatlarını valiliklere gönderilen yazılar ile kapattı. Bir zaman önce kendi seçtiği, görev verdiği ve birlikte davaya hizmet ettiği onlarca kişiyi, partinin aleyhine çalışan kötü insanlar oldukları gerekçesi ile görevlerinden azletti.
Genel Merkez, benzer bir iradeyi daha önceki yıllarda da göstermişti. Ancak o dönemde “bana dokunmayan fırtına gür essin” düşüncesinin ağır basması, açılan pozisyonlara olan talebin fazlaca olması, “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir felsefesi” ile birleşince “teşkilat kapatma uygulaması” meşruiyet kazanmıştı. Şimdi de aynısı oluyor ve bıçak yeniden tek taraflı kesiyor. 
“Ben daha iyi yönetirim” söylemi, elbette bir iddiadır. Kurumlar için riskler içerir ve mevcut yöneticilerin bu riskleri gözardı etmeleri mümkün değildir. Ancak bu ihtiyatlı davranışın, demokrasiyi engelleyecek ölçülere varması kabul edilebilir olmaktan uzaktır.
Biraz düşünelim. Sizce; akrabalık veya arkadaşlık bağları ile şekillendirilmiş delege sisteminin, üye sayısını düşük tutarak sandıktan kaçma eğilimlerinin, tek liste tek aday ısrarlarının, kendi içinde birbirini seçmek şeklinde yapılan görevlendirmelerin ve işimize gelmeyince seçilmişleri görevden alıp cebren boşaltılan koltuğu atama ile doldurmanın sonucu; sadece sözde demokratlığımızın tükenmiş olması mıdır?
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti ise devletin partileri de demokrat, laik, sosyal ve hukuka saygılı tüzel kişilikler olması gerekmez midir? Komünizm karşıtlığına yüzlerce şehit vermiş bir organizasyonu “politbüro mantığı” ile yönetmenin anlamı nedir?
Demokrasi bilinci eksik, seçme ve seçilme mekanizmalarını kendi içsel alanında dikkate almayan bir parti, günümüz Türkiye’sinde vatandaşın muhatabı olabilir mi? Olamıyor da!
Onu bırakın; iktidarı, tek adamcı, otoriter gibi olumsuz kavramlar ile tanımlamaya çalışırken kendi kapısının önünü kirletmek, toplum gözünde bir ciddiyet kaybına sebep olmaz mı?
İl ve ilçe teşkilatlarının kapatılmasının partiyi il bazında zayıflattığını, gönüldaşlarını ikiye hatta üçe böldüğünü, siyasi rakiplere avantaj sağladığını ve gücünü nitelik ve nicelik bakımında küçülttüğünü görmezden gelmek nasıl mümkün olmaktadır?
Anladığımız kadarıyla hak, hukuk, demokrasi peşinde değiliz! İstenen, talep edilen; imtiyazlı alanda daha fazla süre kalabilmek ve daha fazla pay alabilmektir! Bunu düşünmek bile üzüntü vericidir.
Elbette biliyoruz! Devletin ve siyasetin tüm katmanları için geçerlidir: Koltuk, “çıkar”, endüstrileşmiş koltuk, “büyük ölçekli çıkar” demektir!
Peki, böyle olduğunu bilmemize rağmen, “hizmete talibiz!” sloganı ile başlayan sürecin her defasında geldiği noktanın farkına varamayışımız, sadece bizim eşekliğimiz midir?
Yine de “biz olmazsak parti batar” düşüncesini taşıyanlara iyi niyetli dualarımızı esirgemeyelim.
Enaniyet dağlarınız “karsız” kalmasın inşallah! 

YORUM EKLE