Toplumsal hafıza

Toplumsal hâfıza, en basit tabiri ile toplumdaki bireylerin hâfızalarının toplamı ve ortak hatıralarının bir araya gelmesi ile oluşan hâfızadır. Bu yönüyle toplumsal hâfızada yer eden olaylar toplumun neredeyse tamamına etki eden ve herkesi alâkadar eden olaylardır. Ülkelerin kuruluşu ve yıkılışı, resmî tarih, ülke çapında yaşanan siyasî, sosyal hadiseler ve geniş çaplı tarihsel olaylar toplumsal hâfızanın önemli noktalarını oluşturur.

Dönemin komünist devleti olan SSCB’yi, hayvanlar üzerinden bir alegori ile eleştiren George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” isimli kitabı bu toplumsal manipülasyona güzel bir örnektir. Kitapta, ayaklanan ve yaşadıkları çiftliği ele geçiren bazı hayvanlar zamanla kendilerini daha önce yöneten, eleştirdikleri insanlara benzemeye başlarlar. Düzenlerini muhafaza etmek ve diğer hayvanların itirazlarını engellemek için yavaş yavaş kendi koydukları kuralları, devrimin kahramanlarını ve hainlerini değiştirip bunu da hitabeti güzel bir hayvan eliyle diğer hayvanlara benimsetirler. Neticede çiftliği yönetenler öncekilerin hatalarını aynı şekilde yapar ve zamanla tamamen onlara dönüşürler.

Medya toplumun sesi ve toplumu yansıtan unsur olarak görüldüğü ve öyle olması gerektiği için, toplumsal hâfızada yer etmiş bir olayı doğru şekliyle hatırlayan bir insan, medyadan daha farklı bir hikâye ve olay örgüsü duyduğu zaman genellikle kendisinin yanlış hatırladığı ve medyadakinin doğru olduğu algısına kapılır. Çünkü çoğunluğun, yani çoğunluğun sesini temsil eden ya da etmesi gereken medyanın- hatırladığı ya da hatırlattığı şey daha doğrudur kanısı toplumsal hafızaya yer etmiştir.

Mısır Kralı 2. Ramses’in yaptırdığı anıtların duvar süslemelerinde Kadeş Savaşı önemli bir yer tutar. Gerçekte öyle olmamasına rağmen, 2. Ramses muzaffer bir komutan olarak resmedilir. Gerçekte bu savaşta Hitit ve Mısır orduları ağır kayıplar vermiş ve savaşın kesin galibi olmamıştır.

Evet,  1950’li yıllardan itibaren Türkiye’yi yönetenler, siyasi hırsları, beceriksizlikleri, demokrasi hazımsızlıkları nedeniyle Cumhuriyete ve Ülkeye çok zarar verdiler, Cumhuriyetten çok şey kopardılar. Kendilerini aydın sayanların önemli bölümü kendi halkına ihanet etti, egemenlerin dizinin dibinde “düzenin savunucusu, halkın uyutucusu” oldular.  Görevi halkı aydınlatmak olan gazetecilerin de yine çok önemli bir bölümü iktidarların uşaklığına, tetikçiliğine soyundu.

80 milyonluk bir ülkede 3 milyon gazete, satılıyorsa, halkın yalnızca % 6.3’ü kitap okuyorsa, “okumuş insan” oranı ilkokul mezuniyetiyle eşdeğer tutuluyorsa o toplum bakar ama göremez. Sadece “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın der. O bin yaşayan yılan eninde sonunda ona da dokunur.  Dokunmakla da kalmaz ezer, yok eder, köleleştirir.

Okumayan, düşünmeyen,” akıl etmeyen” körleşmiş ve duyarsız toplumlar aynı zamanda korkak ve unutkan olurlar.

Böyle bir toplumda alın teri ve emek saflık, onur ve erdem,  içi boş kavramlar olarak algılanır. Önemli olan, en çabuk şekilde köşeyi dönmek,  yükselen değerlere ve Yeni Dünya Düzeni’ne uyum sağlamaktır.

Uyanık, ne istediğini bilen, çağdaş toplumlarda hiç itibarı bile olmayan düzenin satılık kalemşorleri, ne yazık ki körleşmiş duyarsız ve korkak toplumlarda kuruldukları köşelerde halkı zehirleme görevini başarıyla sürdürürler. Çünkü efendilerin köleleri eğitmek, başkaldırıları engellemek için kişilikleri satın alınmış uşaklara ihtiyacı vardır!..

Kızlar dokuz erkekler on iki yaşında evlenebilir diyen, öz kızına şehvet duyması haram değil diyen, , müslüman olmayanla evlenilmez diyen, annesinin dizinden, kardeşinin baldırından fetva veren, cem evleri kırmızı çizgi diyen, ama öbür yanda kurslarda ve vakıflarda yaşanan tecavüzlere bir kereden bir şey olmaz diyen sapıkları, hırsızlık, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırmak, yetim malı yemek gibi olayları toplum hafızamıza yer etmeliyiz. Siz bu millete dinini öğretmeyip, bu işi cemaatlere bırakırsan, köy okullarını kapatıp eğitimi özel sektöre bırakırsan, doğa,  toplumsal olayları ve salgın hastalıkları çözemediğinden bir yerlere havale edersin.

YORUM EKLE