Türk edebiyatının 'Beyaz Kartal'ı

Türk edebiyatının 'Beyaz Kartal'ı:

Bahaettin Karakoç

Yıl 2004, içimizde tatlı bir telaş var. Türk Dünyası Şöleni’nin ilkine hazırlanıyoruz. Dar imkânlar içerisinde büyük hayaller var. Konukların seçimi, ulaşımlarının sağlanması, nakilleri, yerleştirilmeleri gibi bütçe zorlayan işler.

Alpaslan (CEYLAN), Yaşar (BAYAR) olağanüstü enerjileri ile lokomotif görevini üstlenmişler. Davetlilerin adlarını duymak bile heyecan verici.

Daha sonra büyüyerek, gelişerek ve güçlenerek günümüze gelen gurur verici bir organizasyon oldu, Türk Şöleni.

Hasbelkader işin bir ucundan tuttuğumuz ilk toplantıdan bugüne kadar büyük dostluklar tesis edip, muhteşem birikim sahibi oldum.

Kaşkay Türkleri ile ilk defa bu toplantıda karşılaştım.

Türkmenistan’dan, Azerbaycan’dan, Kerkük’ten, Kıbrıs’tan, Priştine’den gelen konuklarımızla arkadaşlarımız oldu, dostluklarımız gelişti.

Bir kısmıyla gıyaben tanışıklığımız uzun yıllar öncesine uzanıyordu: Mehemmed Aslan merhum, Mustafa Cemiloğlu.

Bu ulu çınarlardan birisi de Bahaettin Karakoç ağabeyimiz idi. Babamın akranıydı. Ağabeyden çok baba idi, aslında. Kendisini 1986’da çıkardığı Dolunay Mecmuası’yla tanımıştım.

Dergileri koleksiyonundan bana Yaşar (Bayar) vermişti.

Bahaettin ağabey sağlıkçı olmasına rağmen sağlığına dikkat etmeyişi ile dikkatimi çekmişti.

O zaman anlayamadığım, için- için kınadığım bu davranışını yıllar sonra diabetik olduktan sonra anlamlandırabildim. O günden itibaren bir arada veya ayrı mekânlarda olsak da konuşmalarımızdan bir kısmı sağlığına, sağlığımıza dair oldu. Hatta bir göz bebeğimiz gibi esirgediğimiz Bahaettin abimize gösterdiğimiz ihtimamdan ötürü Mehemmed Aslan alenen kıskandığı izhar etti ve bize sitemde bulundu. Özellikle Yasin (Mortaş) ile oluşturduğumuz sıkı tarassutumuza rağmen bizden kurtulup iki arada bir derede bulduğu tatlıya dalardı.

Tabi neticesinde birkaç defa hastanede müdahale zorunda kaldık.

Sanırım bizim etrafında olmamız, bize güvenmesi onu bu yolda cesaretlendiriyordu.

Sonraki zamanlarda da benzer tablolara şahit olmakla birlikte 2005’te İznik Göl Akşamları’nda çok tedirgin olmuştum. Ali Kurt’un da bizimle birlikte olması beni ferahlatıyordu.

Asıl içime su serpen muhterem eşi Hatice Hanımın her daim yanında oluşuydu.

Her zaman Bahaettin ağabeyiye destek olan Hatice Hanım bizlerin doğal olarak anasıydı.

Konak yerimizin bahçesindeki güller arasında aldığım birbirlerinden hiç ayrılmayacakmış gibi gözüktükleri fotoğraflar arşivimin ve belleğimin nadide eserleri arasında yerini hâlâ muhafaza ediyor. Sanırım beş yıl sonra, bir ekim gününde hanımını bir müddet sonra bulaşmak üzere ebediyete uğurladı. Bugünden sonrada düzensiz ama sürekli araştık.

Bahaettin ağabey, 2015 yılında bir ev kazası sonucu rahatsızlandı. Ertesinde aradı ve birkaç gün sonra oğlu sevgili Mehmet Said ve yeğeni Bahadır Han ile ameliyatına dair konuşmuştuk.

Şükür her şey yolunda gitmişti. Bunun üzerinden bir süre geçmişti bir gün Antalya’da idim.

Durumun gereği bir haftaya yakın bir süredir yalnızdım, aradığında.

Bundan dolayı azar ve nasihat işittim. Hususi durumumuza müdahil olacak kadar yakınlığımızın olması bunun sebebi idi.

Yine bir güz günü, yılın bereket mevsimi Ardahan Üniversitesi’nin etkinliğine davet almıştık. Yola çıkmadan hemen önce Türk Dünyasının Aksakalı Bahaettin ağabeyimizin, ebediyete irtihalini, Türkçenin Akkartalı’nın uçmağa vardığının haberini aldık. Şaşkın ve üzgündük. Sevgili Hayrettin’in (Durmuş) söylediği gibi Bahaettin ağabeyin Beyaz Dilekçe ile yaptığı müracaatına cevap ancak bir ekim ayında gelecekti. Alişeyh, Yasin ve Tayyip seyahat programlarını ona göre planladı. Ardahan’daki programda bir seansla onu dualarla andık.

Bahaettin ağabey sözün ustası, gönül ustası, ömrünce bir delikanlı heyecan ve enerjisiyle doluydu. Erzurum’un soğuğunda bile dağa tırmanıp, karda yürüyüp, kar yemeye tutkundu.

Bunu sanırım Yasin’den daha iyi hiç birimiz bilemeyiz. Bir okuldu aslında, dostluklar yaratan gönülleri birbirine bağlayan Türkçenin Piri idi.

İnanıyorum ki Türkçe için yanan gönüllerde çaldığı maya da ebedi olacaktır.

Mekânın cennet, ruhun şad olsun Ak Sakalımız, Ak Kartalımız, Dede Korkut’umuz, atamız, ağabeyimiz… 

Hakan Hadi KADIOĞLU

                                          

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Şeyh ÖZDEMİR
Ali Şeyh ÖZDEMİR - 3 ay Önce

Saygıdeğer Ağabeyim,
Kıymetli Hocam, Üstadım,

Hissiyatımıza tercüman olan ve o güzel yureginizden yansıyan yazıyı duygulanarak okudum. Çok teşekkür ederim, Allah vefalı dostlardan razı olsun.
Bahattin Ağabey, fiziksel olarak aramızda yok; ancak onun aslı olan şiirleri dünya durdukça Türkçenin en güzel şiirleri olarak aramızda yaşayacak. Biz onun sesini baki kalan bu kubbede hep duyacağız.
Selâm, saygı ve dua ile kalemiz ve kelamın var olsun diyorum.

Fügen Özgen
Fügen Özgen - 3 ay Önce

Büyük ustayı ne de güzel anlatmissiniz. Harika bir yazım dili bir çırpıda okutuyor ayrıca. Mekanı cennet olsun.

Fügen Özgen
Fügen Özgen - 3 ay Önce

Büyük ustayı ne de güzel anlatmissiniz. Harika bir yazım dili bir çırpıda okutuyor ayrıca. Mekanı cennet olsun.