Türk olmak kolay değil

Hitler ve Nazizm’in Avrupa’da, dünyada fırtına gibi estiği yıllardı… Yahudi toplumu üzerinde ağır baskılar çoktan başlamış durumdaydı… Zaman geçtikçe bu baskılar, aşağılamaya, zulme dönüşecek, Yahudi asıllı olanlar vatanları Almanya’yı çeşitli yollarla terk etmek zorunda kalacaklardı!

Nazilerin, kendi vatandaşlarına karşı bu insanlık dışı baskı ve zulmüne “medeni” Avrupa’dan bu gün olduğu gibi, o günlerde de en ufak bir itiraz gelmiyordu! Koca İngiltere’den, Fransa’dan, diğer Avrupa ülkelerinden itiraz gelmediği gibi, ülkesinden kaçan Yahudilere, Hitler’den  korktuklarından hiçbirisi yardım eli bile uzatmıyordu!

Durumu dikkatle izleyen, yeni bir dünya savaşının kapıda olduğunu daha 30’lu yılların  başında söyleyen sarı saclı mavi gözlü  kartal bakışlı bir devlet başkanı daha vardı:

–Mustafa Kemal Atatürk!

Onun emriyle, İsviçre’de bir irtibat bürosu kuruldu ve Almanya’dan kaçan yahudi bilim insanları Türkiye’ye getirildi. Atatürk, herbirine son derece saygılı ve ilgili davrandı. Hepsine kendi alanlarında çalışma imkanları sağlandı. Onlar da bu iyiliklerin karşılığında Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesine büyük katkılarda bulundular…

İşte bu profesörlerden biri, Türkiye’ye duyduğu minnet ve sevgi nedeniyle Türk vatandaşı olmaya karar verdi…

Bu kararını üst makamlara bildirdiğinde durumu memnuniyetle karşılayan Türk yetkililer, işlemleri yıldırım hızıyla tamamladılar ve Alman profesöre Türk kimliği ile pasaportunu  verdiler. Herkes mutlu, herkes memnundu…

Türk vatandaşı olarak ilk aylığını almaya gittiğinde, eline daha önceki maaşının yarısı verildi! Durumu kavrayamayan profesör, nedenini sorduğunda şu karşılığı aldı:

Siz artık Türk vatandaşı oldunuz, Türk bilim insanlarının aldığı maaşı alacaksınız!..

Şaşırmıştı ama doğal da gelmişti bir açıdan; madem Türk olmayı istemişti, tabii ki aynı şartlara o da uyacaktı… Ertesi ay oturduğu lojmandan çıkması istendi! Peki neden? Çünkü Türk bilim insanları bu lojmanlar da oturmak için sıradaydı, onun da sıraya girmesi gerekiyordu! Bu şekilde birkaç ay içinde profesörün yaşamı küçüldükçe küçüldü, aile geçim zorluğu çekmeye başladı. Son olarak üniversiteye gidiş geliş için tahsis edilen otomobil de elinden alınınca artık dayanamayan profesör, durumu yönetime bildirip, “Bütün suçum çok sevdiğim minnet duyduğum bu ülkenin vatandaşı olmaya karar vermek miydi?” diye sorunca şu tarihi yanıtı alacaktı.

–Herr Profesör, Türk olmak kolay değil!..

“Aslında çok şeydir Türk olmak!”

Yukarıdaki öykü sevgili Haluk Şahin hocanın “Türk Olmak kolay değil” adlı kitabından alıntı…

YORUM EKLE