Tutsaklık ve özgürlük 

Eminim ki; bugüne kadar bu iki kavram üstüne, birçok makale, birçok hikaye, birçok roman ve birçok dizi, film yazılmış, dünyanın son gününe kadar da, bu iki kavrama dair, birçok şey yazılacaktır. Zira iki kavram da insanın özünden, iki kavram da insanın hayat mamat meselesi ve iki kavram da, yüzde yüz insana aittir. 
‘’Özgürlük nedir?’’ ya da ‘’tutsaklık nedir?’’ sorularını sormaya kalksak, bir değil, bin de değil, milyonlarca farklı cevap alırız. Özgürlük, kimi insan için yürümek olur iken, postacı mesleğini icra eden bir insan için ise, yürümek adeta bir mecburiyet, bir görev ve bir tutsaklıktır. Veya bahçe işler ile uğraşıyor olmak, bir insana zevk veriyor, o insan için, ruh özgürlüğü olur iken, bahçıvanlık mesleğini icra eden bir insan için de, yine aynı şekilde bahçe işleri, bir mecburiyet, bir görev ve bir tutsaklıktır. 
Dediğim gibi, tutsaklık ve özgürlük, yüzde yüz bize, yüzde yüz insana ait iki kavramdır. Kimi zaman dünyanın her bir noktasını gezen, dünyanın üstünde nefes alan, her insana selam veren kişi, farklı bir sebep, belki yalnızlığın hüznü, belki özgürlüğün sıradanlaşması sebebi ile tutsaklığı yaşayabiliyor iken, kimi zaman ise, yerinden bir santim kıpırdamayan, sokak nedir, koşup yürümek nedir, bağımsızlık nedir bilmeyen bir kişi, bazen gökyüzünde süzülen bir kuşun kanadına, cesurca bir şiir yazarak tadar özgürlüğü, bazen bir mısranın içinde, sevdiğinin yüreğini gizlice öperek. 
‘’Bir insan, tutsak ne kadar ve ne şekilde yaşayabilir ya da gerçek anlamda yaşayabilir mi?’’ diye bir soru sorulursa, şöyle cevap veririm. Bir insan, bedeni tutsak iken yaşayabilir; lakin o bedeni tutsak eden, Allah ise… bir insan, dili tutsak, eli tutsak, ayağı tutsak ve gözü tutsak yaşayabilir; ancak bunları, sadece ve sadece, Allah tutsak etmiş ise…
Bilen bilir, aklım ve yüreğim hariç, bedenimdeki her bir nokta tutsak benim. Fakat bedenimi tutsak eden Allah olunca, bu hayatin şükrünü de veriyor, sabrını da. 2000’li yılların başında, özgür olan aklım, yüreğime bir de, kalem eklendi ve başladım satır satir yazmaya. İlk yıllarımda, kendime, hayata, insanlara ve aşka dair yazıyordum. Çünkü zaman bu şekilde, kaderim bu şekilde ve gönlüm bu şekilde istiyordu. Ben de o yazıları, büyük zevk ve büyük özgürlük ile yazıyordum. 
Lakin zaman ve kader bu ya; yaklaşık dört yıl önce kalemim, yavaş yavaş gündeme kaymaya başladı. 15 temmuz sonrası, kalemim iyice siyaset kokmaya başladı. Bu, kimine göre doğru, kimine göre yanlış bir yoldu. Lakin bana göre; heyecan, gurur, huzur, mutluluk veren bir yoldu. Ve ben; herhangi bir köşede, bu yolculuğa devam etmek istiyorum. 
Çünkü; bedenimi tutsak eden rabbim, kalem özgürlüğünü de, teselli olarak verdi bana. 
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayetullah Polat
Ayetullah Polat - 3 hafta Önce

Kalemine kuvvet. Umarım herşey dilediğin gibi olur.

banner7

banner6