Üç mektup hikayesi

Yerel seçimlerin üstünden bir buçuk yıla yakın zaman geçti. Türkiye’de erken yerel seçim diye bir şey yapılmış değil. Dolayısıyla yeni yerel seçime üç buçuk yıl gibi bir zaman var.

Belediye başkanlarının tam kendilerini buldukları dönemdeyiz. Başkanlar bundan sonra gösterecekleri tavır ile kendi gelecek dönemki yerlerini belirleyecekler.

Eğer “Seçime daha çok var” diye düşünüp vatandaşla arasına mesafe koyarsa vatandaş ona 3 buçuk yıl “Başkan” sürecin sonunda da “Naşkan” der.

Kurtlar Vadisi dizisinde Yalçın Yıldız ve Yalçın Bulut karakterleri vardı. Hatırlarsınız. Bulut ile Yıldız arasında geçen bir konuşmada Bulut, Yıldız’a “Yıldız. Biz çok yıldızlar gördük. Kayan” diyordu.

Pek çoğunuz henüz ilk kez başkan oluyorsunuz. Ama 50 yaşında bir adam kaç tane koltuk kaybeden başkan görmüştür? Bir düşünün bakalım.

Seçimlerden önce hem partisinin üst düzey yöneticilerine hem de vatandaşlara “Ben hizmetkar olmak için göreve talibim” diyenler, tam da koltuğunu ısıtmaya başladığı ve bir süre daha koltuğunda kalacağını garanti gördüğü bu günlerde kendisin bozuyor.

Genel olarak seçimden bir buçuk veya iki yıl geçtikten sonra bu arkadaşlar “Koskoca ben” sendromuma kapılıyor.

Hani bir başbakan kendisinden sonrakine görevi devrederken üç mektup hazırlamış. Zorlandıkça sıra ile açmasını söylemiş. Yeni göreve gelen başbakan ilk yaşadığı krizde mektuplardan ilkini açmış. İçinde “Senden öncekileri kötüle” yazıyormuş. Mantıklı gelmiş. Başlamış kendinden öncekileri kötülemeye.

Eski başbakanın önerisinin işe yaraması hoşuna gitmiş bizimkinin.

Ama bir yere kadar gitmiş bu durum tabi ki. Sonra bu kötüleme karşılık bulmaz olmuş. Yine kriz çıkmış. İkinci mektubu açmakta bulmuş, bizimki çareyi. Açmış. Orada da “Yanındakileri kötüle” yazıyormuş. Bizimki derhal yanındakileri kötülemeye başlamış. Yapılan, yaşananların yetki verdiği kişilerin art niyetinden kaynaklandığını söylemiş.

Bu durum da karşılık bulmuş. Kriz yine aşılmış. Eski başbakan yenisinin iki defa hayatını kurtarmış.

Ancak bir süre sonra bir kriz daha çıkmış. Ne yapacağını bilen başbakan üçüncü mektubun kendisine yol göstereceğinden eminmiş. Zarfı açmış. Son zarfta “Sen de üç mektup hazırla” yazıyormuş.

Şimdi yeni göreve gelen belediye başkanlarından bazıları birinci etabı (leveli) geçti. Kendilerinden öncekileri kötülediler (takip edenler biliyor), hızla ikinci adıma doğru ilerliyorlar.

Biz ilk zarfı açtıklarında kendilerini üçüncü zarfa doğru gittikleri konusunda uyarmış olalım.

Dört yıl başkan beşinci yıl naşkan. Anlarsın ya…

Yetkin yok sorumluluğun var

Hendek’te havai fişek fabrikasındaki patlama sonrasında gözler iş güvenliği uzmanlarına çevrildi. Zaten olaydan sonra fabrika sahiplerinden önce iş güvenliği uzmanı göz altına alındı.

Daha önce de yazdım. İş güvenliği uzmanlığı Türkiye’nin aksayan alanlarından bir tanesi.

Adama denetleme yetkisi veriyorsunuz ama yaptırım hakkı tanımıyorsunuz. Dün iş güvenliği uzmanları bir basın açıklaması yaptı. Adamlar özetle diyor ki, “Yetkisiz sorumluluk olmaz. Bir adama yetki de vereceksin sorumluluk da…”

Yani adama diyorsun ki “Burayı denetle. Seni sorumlu tutarım.” Ama denetleme sonunda gördüğün aksaklıklar giderilmezse ne yapacaksın? Allah biliyor.

Nitekim pek çok işyeri için uyarılarda bulunuluyor. Raporlar hazırlanıyor. Bunları ciddiyetle uygulayan iş yeri var mı? Belki üç beş tane.

Ama iş kazası meydana geldiğinde “Gel bakalım iş güvenliği uzmanı…”

Bu konuda yasal düzenleme yapılmalı. Ya iş güvenliği uzmanlarına sorumluluğun yanında yetkilendirilmeli ya da yetkileri olmadığına göre aldıkları kararlar tavsiye niteliğinde kabul edilerek sorumluluktan kurtarılmalı.

HECATİ: Denize karşı evimiz yok ama havaya karşı hayallerimiz var…

YORUM EKLE