Ülke gerçekleri...

Önce pelikan medyasında yer almayan haberler. Sonra Ayasofya ve 15 Temmuz.

Ülkenin toplam dış borç stoku kimine göre 431 milyar dolar kimine göre ise 478 milyar dolar. Bunun 169 milyar doları bu sene ödenmesi gereken borçmuş. İç borcu hiç yazmayayım. Moraliniz bozulmasın. Bakmayın siz ‘‘Ayağını yorganına göre uzatın diyen’’ densizlere. ‘‘Borç yiğidin kamçısıdır.’’  derler bizim ülkemizde.

Borç demişken milletçe nasıl yiğit olduğumuza değinmeden geçemeyeceğim. Yiğitlik olsun diye bir litre suyu bile borçla yani kredi kartı ile almak zorunda kaldığımızı söyleyeyim yeter. O zaman bir bakalım yiğitlik değerlerine.

2020 verilerine göre;

12 milyon 949 bin emeklimiz var. Bunun da % 92’si borçlu. Yani 11 milyon 913 bin emeklimiz borç batağında.

4 milyon 698 bin kamu personeli var. Bunun % 87’si borçlu. Yani 4 milyon 087 bin kamu çalışanımız borç batağında.

1 milyon 824 bin esnaf ve sanatkârımız var. Tamamına yakını başta Halk Bankası olmak üzere bankalara borçlu. Bunu ben demiyorum kendi oda başkanları diyor.

Önceki yıllarda 1 milyon 200 binler civarında olan çiftçi sayımız elin çiftçisi kazansın diye sıfırlanan gümrük vergileri sonucu 586 binlere kadar düşmüş. Bununda % 84’ü yani 490 bini borç batağında.

KYK borcu olan mezun öğrencilerimizin yani okurken devletten kredi almak zorunda kalan çocuklarımızın sayısı 5 milyona yaklaşmış. Bunun tamamı borçlu. Hatta borcunu ödeyemeyen 300 bin çocuğumuz hakkında da yasal işlem başlatılmış.

13 milyon 856 bin işçimiz var. Yine yetkililerin yaptığı açıklamalara göre çoğu asgari ücretliler olmak üzere işçilerimizin tamamına yakını borç batağında imiş.

Sayıları 6 milyonu bulan EYT’lilerin halini hiç sormayın. Emekli olmuş emekli maaşını alamıyor. Çalışalım diyorlar yaşlısın olmaz, gençler çalışsın diyorlar. Sonuç; Tamamına yakını borç batağında.

Kısacası hem devlet olarak hem de millet olarak komple borç içindeyiz. 

İşçiden bahsederken 22 Milyon işsizsimizin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. İnanmayan saysın diyeceğimde sayarken şaşırıp hep başa dönüyorlar. O yüzden de işsizlik rakamlarını bir türlü tutturamıyorlar. Bir bakıyorsun 5-6 milyon işsizimiz var. Bir bakıyorsun 11-12 milyonlara çıkmış. Şaşırmaktan bir türlü 22 milyon’a varamadılar. Peki sen nasıl saydın diye soracak olursanız açıklayayım. Geçenlerde bir yetkili ‘’ Her evde 2-3 işsiz var diyen yalan söylüyor. Şu andaki verilerimize göre hane başına ortalama bir işsiz düşüyormuş.’’ Yine aynı yetkililerin verdikleri bilgilere göre de ‘‘Ülkemizde 22 milyon hane varmış.’’ Gördünüz mü nerden bulduğumu? İnsanlık namına çoğuna iş verdiğimiz için bu rakamların içinde başta Suriyeliler olmak üzere kalıcı yabancı misafirlerimizin olmadığını söyleyeyim de ‘‘Nasıl geçiniyor misafirlerimiz?’’ diye endişe etmeyin.

‘‘Tüm bunlar senin gündemin. Bırak bu ÜLKE GERÇEKLERİNİ bize biraz Ayasofya ve 15 Temmuz’dan hatta bekadan bahset. İyi geliyor…’’ diyecekler için de AYASOFYA ve 15 TEMMUZU yazalım.

AYASOFYA…

Önceki yazımda yazmıştım. 1930’lı yılların başında birçok devletin bir araya gelerek cami, kilise, sinagok gibi dini, kültürel ve doğal tarihi yapıların müze olarak koruma ve kollama kapsamına alınıp tüm dünya milletlerinin ziyaretine açılması ortak kararı sonucu; 916 yıl Kilise, 482 yıl da Osmanlı Padişahları ve Hanedanın üyeleri tarafından Cami olarak kullanılan AYASOFYA, 1934’de ÜLKENİN KURUCUSUNUN da imzasının bulunduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile müze yapıldı.

Aynı iradenin aldığı kararla da 1936 yılında tapuya BÜYÜK AYASOFYA CAMİSİ olarak tescil edildi. İşte tapuda yapılan o tescil işlemi Danıştay 10. Dairesi’nin bugün aldığı cami kararının dayanağını oluşturdu.

Her zaman söylerim. Lider olmak, Önder olmak, bir milletin ATASI olmak öyle kolay değil. Yaşadığın çağın 100 yıl sonrasını bile aldığın kararlarla etkileyebilmektir ATATÜRK olmak.

Bu konuda özellikle belirtmek istediğim bir başka nokta ise; Danıştay 10. Dairesi bu kararı Cumhurbaşkanlığı avukatının Ayasofya’nın müze olarak kalması yönündeki savunmalarına rağmen almış olması. Cumhurbaşkanlığının avukatı neden karşı çıktı diye sormayacağım. Çünkü daha 2019’un Mart ayında Ayasofya’nın cami olmasını eksen kayması olarak değerlendirip yabancı devletler ne der bu işe diye karşı çıkılıyordu.

15 TEMMUZ…

15 Temmuz darbe girişiminde 259 vatandaşımızı kaybettik. Binlerce yaralımız var. Ölenlere rahmet diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakar derler. Yakınlarına da sabır dilerim.

Önceki yıllarda FETÖŞE ‘’Hocaefendi, İslamın Önderi, Nurlu Adam’’ diye övgü dizen gazetecilere ve siyasilere soruyorum. Ne olmuştu 15 Temmuz’da?

Sizler neredeydiniz? Milletin çocukları meydanlarda iken sizlerin çocukları nerelerdeydi? Sahi sizler nerelerdeydiniz? Neden sokaklara meydanlara çıkmadınız? Neden şehit ve gazilerin arasında sizlerden ve çocuklarınızdan kimse yok?

Bir başka sorum ise; Ta 1960 ve 1980 darbelerinin o zaman ki şartlarda çekilmiş kamera kayıtları varda 15 Temmuz’un kamera kayıtları neden yok? Genel Kurmayın, Akıncılar üssünün, askeri ve sivil havaalanlarının, yerleşim yerlerinin kamera kayıtları nerede?

Her santimetrekaresi bile kameralarla gözetim altında olan Genel Kurmayın, Akıncılar üssünün, hava alanlarının o geceye ait görüntülerini izlesek de kimin nerede nasıl olduğunu, kimin boynuna ip geçirilip kimin alnına silah dayandığını, kimin nasıl nereye gittiğini öğrensek daha iyi olmaz mı?

Son sorum ise;

Fethullah Gülen’e hain diyen rahmetli KAMER GENÇ’e saldıran Fetö severler nerede? Sahi Kamer Genç’e karşı ‘’Hoca Efendimize laf söyleyemezsin’’ diye VATAN HAİNİNİ savunanlar nerede?

Hep söylerim…

15 Temmuz’u ABD’nin kontrolünde PARALEL YAPI yapmıştır. Paralel yapının bir kolunda FETÖNÜN ASKERİ AYAĞI diğer kolunda da FETÖNÜN SİVİL AYAĞI var.

Dün FETÖŞ ve onun militanları ile mücadele ediyorduk. Bugünde ediyoruz. Yarında edeceğiz. Ta ki hem kendisi hem bütün türevleri yargının önüne çıkana kadar.

Saygılarımla,

Sinan Ulusinan

20.07.2020

 

YORUM EKLE