Üniversite Sonuçları

Genel işsizlik oranı %13… İşsizlerin %25’i üniversite mezunu… Ayakkabı fabrikası olan bir arkadaşım günlük 500 TL ücretle sayacı arıyor ama bulmakta zorlanıyor…
Yazıyı hazırladığım gün üniversite sonuçları belli oldu. Öğrenciler, kaç puan aldıklarını veya sıralamadaki yerlerini öğrenmiş oldular. Önümüzdeki günlerde durumlarına göre tercihler yapacaklar.
Bu sene TYT’de (1. Basamak) yaklaşık 2,5 milyon, AYT’de (2. Basamak) yaklaşık 2 milyon öğrenci kardeşimiz mücadele etti! Bu sayılar az değildir. Kapasitenin katbekat üstündedir.
Çünkü kendileri de çok iyi bildiği üzere aralarından ancak 200.000 kadarı elle tutulur bir eğitim alabileceklerdir.
Elbette anayasal haklarıdır ama “liseden mezun öğrencilerin hemen hemen hepsi neden üniversite hayali kurmaktadır” sorusunu sormak da gerekmektedir.
Benim iki cevabım var: Birincisi, maddi imkanlara ulaşma isteğidir. İkincisi, kişisel gelişimlerini tamamlayabilmek için zaman kazanmaktır.
Anlaşılır olmak için bir filmde beğenerek kenara not ettiğim bir repliği yazmak istiyorum: “Bir adamın arayışı, kavrayışını aşmalıdır. Yoksa cennet neden vardır?”
Özette gençlerimiz bir arayış içindedir ve bu arayışa üniversite eğitiminin önemli kolaylıklar sağlayacağı düşünülmektedir. Ben şahsen (çocuğu sınava hazırlanan bir veli olarak) kendilerini anlıyorum ve o nedenle arayışlarına saygı duyuyor, çabalarını alkışlıyorum. Olan biten hiçbir şey onların suçu değildir.
Sistem denilen “sistemsizlik” içinde öğrenciler sadece mağdur olanlardır. Kaç net yaptıklarının bir önemi yoktur. Herkes tam yapsa bile sonuçta bir sıralamaya tabi tutulacaklarından kendileri açısından sonuç değişmeyecektir.
Oysa sıralamadaki dereceleri bile sorunları çözmeye tek başına yeterli gelmiyor.
Çok iyi biliyorum ki; bu günlerde sınav sonucu belli olan birçok öğrenci evinde, aileler “tıp fakültesi mi yoksa mühendislik fakültesi mi” tercih edilmeli diye karar vermeye çalışmaktadırlar. Yıllardır çok ağır şartlarda (eziyet derecesinde) devam eden sürecin sonuna geldikleri halde kararsızlık içindeler.
Tıp fakültesi ile mühendislik fakültesi arasında hiçbir illiyet yokken bu savrulma nedendir? Sayısalcı olmalarından başka ortak olan nedir? Kararlarını nasıl vermektedirler? “Mühendisler kaç lira maaş alır, doktor ne kazanır” gibi sorulara cevap arayarak mı? Karar verirken akademilerin şöhreti ile seçecekleri meslek (!) arasında kalarak mı?
Öğrenci kardeşim, “ben avukat olacağım” diyor. Fakat “ülkedeki çarpık hukuk sistemini değiştireceğim” diyemiyor. “Ben doktor olacağım” diyor. Fakat “hayatlar kurtaracağım, kansere çare bulacağım” diyemiyor. Mühendis olmayı hayal ediyor ama “Mimar Sinan’ı geçeceğim” diyemiyor.
Dava, ideal, amaç, vizyon gibi laflar ederek hariçten gazel okumak niyetinde değilim. Herkes için hayırlısı olsun ama şunu biliyorum.
Ekonomi EMEK, TOPRAK ve PARAdan oluşmaktadır. Biz bugün emek hakkında yazdık.
Anlaşılan o ki; öğrenci kardeşlerimiz, ileriki yaşlarında toprağa ve paraya kavuşabilmek için emeklerini maksimize etmeye çalışıyorlar. Kendilerince haklılar!
Ama devlet, onları anlayabiliyor mu, emin değilim!
 


YORUM EKLE

banner7

banner6