Unutulmayacak Bir Öğretmen: Nihat Ellidokuz

 Bu hafta içi, ilkokul öğretmenimin birkaç hafta önce vefat ettiğini öğrendim.
Haberi bana veren annem oldu, sesi öyle titriyordu ki, ağır hasta bir akrabamızın öldüğünü söyleyecek sandım ilk an…
Ama “Nihat hoca…” deyip devamını ilk anda getiremeyeceğinde ben gerisini büyük bir üzüntü ile anladım.
Bizim için yakın aileden, akrabadan birini kaybetmek gibi oldu.
Bahsettiğim kişi ilkokul öğretmenimdi.
NİHAT ELLİDOKUZ.
Hem bu şehrin, hem de mahallemizdeki Mehmet Nuri İlkokulu’nun gördüğü en iyi öğretmenlerden biriydi o.
Bunu sadece çocukluğumdaki anılara dayanarak söylemiyorum; yaşadığım o günleri, bugünkü hayat tecrübemle yeniden düşündüğümde hep vardığım ve hiç değişmeyen sonuç bu olduğu için söylüyorum.
Onun attığı temelin çok büyük bir etkisi vardır sonraki hayatımda.
Sadece ilkokul öğretmenim olduğu için değil, iyi bir öğretmen, çok iyi bir insan olduğu için...
Bize harcadığı emeği, bizim için yaptıklarını hiç unutmadım, bundan sonra da asla unutmam.
O günün şartlarında, yoksul bir mahallede yaşayan ve okuyan çocuklardık.
O da, eğitimin üzerimizde bırakacağı izlerin etkisinin farkında olan bir öğretmendi ve her zaman bu ağır sorumluluğun bilinciyle hareket etti.
İyi bir temel eğitimi alıp sürdürdüğümüzde, bu şekilde geleceğimizin daha başka olabileceğine yürekten inanan öğretmenler kuşağının temsilcilerindendi.
O yüzden de devletin dediğini değil, kendi bildiği, inandığı doğruları yaptı beş yıl boyunca…
Sistemin sorunlarının farkındaydı ama kendisine mümkün olabildiği kadar alan açmaya çalışanlardandı.
İyi bir eğitim-öğretimin, her şeyden önce iyi bir öğretmenle, titiz, dikkatli ve düzenli çalışmayla mümkün olabileceğini düşünenlerdi…
Her şeyin imajların, görselliğin renkliliğine, zenginliğine ve çeşitliliğine dayandığı ve eğitim-öğretimin de bir nevi reklam ve rekabet dünyasına dönüştüğü bu son dönemki anlayıştan bu yüzden rahatsızdı.
Kendisine yaptığım son ziyarette de bundan konuşmuştuk.
Düşünün, ameliyat olmuştu, rahatsızdı ve kendisini ziyaretine gelen ve artık o da bir öğretmen olan öğrencisine yine kendi bildiklerini aktarmaya çalışıyordu…
İdealleri olmak sanırım biraz da böyle bir şeydi…
Kitaplarla aramın iyi olmasında payı çok büyüktür.
Sınıfımıza güzel ve küçük bir kitaplık kurmuştu.
İçi de yerli ve yabancı çocuk klasikleriyle dolu oldu hep.
Bir defter vardı, sorumluluğunun bende olduğunu hatırlıyorum; ödünç alınan kitabın karşısına öğrencilerin adını, aldığı ve teslim ettiği tarihi yazardım.
Beş yıllık ilkokul hayatım boyunca o kitaplıktaki tüm kitapları birer birer okudum.
Zayıf hafızamda hâlâ izleri kalmış az şeyden biridir o kitaplık ve okuduğum o kitaplar.
İzcilik de öyle…
Sanıyorum ailelerimizin gelir durumunu bildiği için en az masrafla bir yerlere gidip, konaklamanın ve zaman geçirmenin en verimli yolu olarak bunu görüyordu.
Hafta sonlarında ve bazı yaz tatillerinde gittiğim izci kamplarını da hep güzel hatırlamışımdır.
O kısacık zaman dilimlerini en iyi şekilde değerlendirebilmemiz için gayret ederdi.
Oralarda paylaşmayı, yardımlaşmayı, birlikte çalışmayı, sporu ve tiyatroyu öğrendim, sevdim.

YORUM EKLE