Uygulanmayan kanunlar, sahte dini önderler ve diyanet

Uygulanmayan Kanunlar, Sahte Dini Önderler ve Diyanet

Bazı kanunlar vardır uygulama alanı kalmadığı veya toplumun genel kabulleri ile çeliştiği için uygulanamazlar.  Bunlara hukuk dilinde “metrukiyete düşmüş kanunlar” denir.

Bu tür kanunlar zaman zaman çıkarılan kanunlarla yürürlükten kaldırılırlar. Mesela 26.04.2007 tarih ve 5637 sayılı Kanun ile tam 118 kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Bunlar içinde Osmanlı’dan devreden kanunu muvakkatler, 1930’larda çıkarılan kanunlar yanında henüz 2003 yılında kabul edilmiş kanunlar da var.

Ama yasalardaki tüm bu temizliklere rağmen, uygulanamayan bazı kanunlar veya bazı kanun hükümleri, uygulanmamalarına rağmen hayatiyetini sürdürürler… Bunların bir kısmı Anayasa ile korunan kanunlardır. Bazı kanunlar ise bazı çıkar gruplarının işine gelmediği için uygulanmazlar… Veya kısmen uygulanırlar…

Anayasanın 174. Maddesi İnkılap kanunlarının değiştirilmeyeceğine amir bulunduğu için; 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun fiilen uygulanmamasına rağmen hayatiyetini sürdürmektedir.

Uygulaması bazı çıkar gruplarının işine gelmeyen kanunlarla ilgili de şu örnekleri verebiliriz: “2531 Sayılı, Kamu Görevlerinden ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun” kamu görevinden ayrılanların 2 yıl geçmeden o kurumla iş yapan firmalarda çalışamayacaklarını hükme bağlanmasına rağmen pek çok bürokrat emekli oldukları kurumla iş yapan kurumlarda çalışmaya başlar. “237 Sayılı Taşıt Kanunu”nun pek çok hükmü göstermeliktir. Uygulanmaz. “805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun” pek çok iktisadi kurumda, hatta devletin hissesi bulunan kurumlarda uygulanmamaktadır.

Geçen hafta Sakarya’mızda Türkiye’yi çalkalayan çirkin bir olay yaşandı. Uşşaki Cemaati şeyhi Fatih Nurullah 12 yaşındaki kız çocuğuna istismardan tutuklandı. Bu cinsel istismar tarikatların ilk cinsel istismar olayı değildi.  Anlaşılan o ki son da olmayacak… Geçenlerde okuduğum, hâlâ hatırladıkça tüylerimi diken diken eden, tamamen mahkeme tutanaklarından oluşan “Badeci Şeyhin Sır Odası”ndaki çirkinlikleri aratmıyordu Uşaki Şeyhinin yaptıkları… Yakup Kadri’nin “Nur Baba” romanında anlattığı “Nur Baba” benzeri “Şeyh”lerin adını duydukça, bu adamların “Şeyh” unvanlarını pervasızca kullanmalarına şaşarım… Oysa yasalarımıza göre Şeyh adı kullanılması da aleni olarak cüppe ve sarık giyilmesi de yasaktır. 30.11.1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair 677 Sayılı Kanun “Alelümum tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur.” Diyerek yasakladığı unvanlar arasında bulunan “şeyh” unvanını önüne gelen rahatça kullanmakta, yayın organları da sanki kazanılmış haklarıymış gibi o sahtekârları kanunun yasakladığı unvanlarla kamuoyuna takdim etmektedirler.  677 Sayılı Kanun, Anayasanın 175. Maddesinde değiştirilemeyeceği öngörülen İnkılap Kanunları arasında yer aldığından, “Şeyh” unvanını kullanmak yalnız yasal bir suç değil aynı zamanda Anayasal bir suçtur. Keza 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun’un 1. Maddesinde de “Hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhanî kisve taşımaları yasaktır. Hükümet her din ve mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhanî kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir.” Hükmü yer almaktadır… Bir hukuk devletinde bir yasa hükmünün alenen çiğnenmesi düşünülemez. Yani Hukuk devletiysek “şeyh” unvanını bu kadar serbest kullanamayız. Ve o kişiler, dini kisvelerle, cübbe ve sarıklarla orta yerde arz-ı endam edemezler…

Hafızanızı biraz zorlarsanız, kendilerini “Şeyh”, “Seyid”, “Tarikat Lideri” “Dini Önder”olarak tanıtan onlarca ahlaksız ve sahtekâr figürü hatırlarsınız. Bunlar en büyük zararı İslam’a ve İslami değerlere verdikleri halde, ilginçtir bunlara ne İslami çevrelerden ne de Diyanet’ten bir tepki gelmezdi… Son olayda ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığından ciddi sayılabilecek bir tepki geldi.  Ama Diyanet’in bu olaya tepkisi “Sahte Şeyh” müessesesi, dini bir sömürü aracı olarak kullanan, Allah ile aldatan örgütler üzerinden olmadı. Olay “bireysel din istismarı” imiş gibi eleştirildi… Oysa olay bireysel değildi… Yeterli dini bilgisi olmayan, kerameti kendilerinden menkul sahte din adamlarının yönetimindeki, yasa dışı yapılanmalar kurumsallaştı, ülkenin her yerine kök saldı… Güç kazandı… Bu nedenledir ki, ortaokul mezunu sümüklü bir vaize,   ülkenin siyasi önderleri “Muhterem Hocaefendi”, “Büyük din adamı” “Zat-ı Aliniz” diye hitap ederek iltifat kuyruğuna girdiler. Devlet protokolünde bakanlardan daha ön konumda tutuldu. O da Okyanus ötesi adına ülkenin tam hâkimi olmak için darbe yapmaya kalkıştı… Allah adına aldatan o örgütler güçlendiği içindir ki, müritleri onların ellerini öpmek, ısırdığı hurmayı yalamak, sümüklü mendillerini vitrinlerinde sergilemek akıl almaz şaklabanlıklar sergilemek için sıraya girdiler,  bunların cinsel istismarlarını bilenler bilmezden, duyanlar duymazdan geldi, üç maymunu oynadılar… Ta ki mızrak çuvala sığmayana kadar…

Diyanet yaptığı açıklamada “İlim ve irfan ile alakası olmadığı halde, kendilerine menfaat devşiren din istismarcılarına karşı da aziz milletimizi bir defa daha uyarıyoruz. Hem dini duygu ve değerlerimizin hem de gözbebeğimiz olan çocuklarımızın istismara karşı korunması için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz." Dendi… Evet  “herkes sorumluluk almalıydı” ama “herkes”in başında “siyasi irade” ve “Diyanet İşleri Başkanlığı” gelmez mi?

Yukarda isimleri belirtilen 677 ve 2596 sayılı kanunlar uygulansa, son yıllarda gittikçe artan “sahte dini önder” kaynaklı kadrolaşmalar, cinsel istismarlar, dolandırıcılıklar, sahtekarlıklar bu düzeyde olur muydu? Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş kanunun kendisine verdiği “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” görevini yerine getirseydi; Diyanet İşleri Başkanı, Türkiye Cumhuriyetinin ve başkanlığı yaptığı kurumun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e lanet okuyacağına, İslam dinine en büyük zararı veren, insanların dinden soğumasına yol açan, Allah ile aldatan sahte yapılanmalarla mücadele etseydi, bu çirkinlikler gerçekleşir miydi?

Yazıyı yazdıktan sonra,  Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığınca; kendisini Uşşaki Tarikatı Lideri Fatih Nurullah’ olarak tanıtan Eyüp Fatih Şağban hakkında ‘çocuğun zincirleme olarak cinsel istismarı’ ve ‘çocuğu cinsel amaçlı olarak hürriyetinden yoksun bırakma’ suçlarından 55 yıl hapis cezası istendiği medyada yer aldı... Ama keşke adı geçen hakkında “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair 677 Sayılı Kanun” ve 2596 sayılı “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun” a muhalefetten işlem yapılsaydı-yapılabilseydi de toplum, bu kanunların ve Anayasa’nın 175. Maddesinin uygulanabildiğini görseydi…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Erdal ERDEM
Erdal ERDEM - 3 hafta Önce

"Cahil sual sormaz. B. Franklin"
Bu şerefsizlere inanan cahil cühela kesiminden bütün delillere rağmen hala "şeyhimiz bunu yapmaz" diyen beyinsizler var maalesef.
" Allah ile aldatmak" versiyonlarından badeleme rezaletinden sonra bu son rezil vakaya da toplumda yeterli tepki
verilmedi diye düşünüyorum.
Bu konuya el attığınız için teşekkür ediyorum değerli Başkanım.

M.İhsan Uzun
M.İhsan Uzun - 3 hafta Önce

Yazının her satırına kalıbımı basarım.Aynen katılıyorum ve onaylıyorum.Bu tür yazılarını devamını bekliyorum.

Hasan AKBULUT
Hasan AKBULUT - 3 hafta Önce

Kaleminize sağlık, sayın üstadım bir de (kadın, erkek, çocuk) insanları ve hatta hayvanları hunharca darbedip döven, katleden insanların serbest bırakılması ile ilgili bir yazıyı da kaleminize almayı isteriz selamlar

Ayhan TURHAL
Ayhan TURHAL - 3 hafta Önce

Ülkemizde böyle cahil cühelâ insanlar olduğu müddetçe bu olaylar bitmeyecek ve gündemimizi meşgul edecek maalesef

Ali Peker
Ali Peker - 3 hafta Önce

Cumhuriyetimizin varlığının dayanağı olan hukukunun nasıl kullanılmaz hale getirilerik, kendi isteklerini hukuk haline getirdiğini ve çözümlerini sunmuşsunuz . Bu kadar güzel analiz edilemez başkanım.Teşekkür ederim, sağolasınız.

Yunus Türkölmez
Yunus Türkölmez - 3 hafta Önce

Haklısınız FazlıBey.
Ne yazık ki diyorum, üzülüyorum, kızıyorum, ama yine de umut ediyorum ki birgün evrensel hukuk kuralları ve yaklaşımı egemen olacak...

Recep Türk
Recep Türk - 3 hafta Önce

Keşke, keşke, keşke

M.İhsan Uzun
M.İhsan Uzun - 3 hafta Önce

Yazının her satırına kalıbımı basarım.Aynen katılıyorum ve onaylıyorum.Bu tür yazılarını devamını bekliyorum.