Üzüntü verici, dikkat çekici

​Uzun zamandan beri araştırarak bildiğimiz, okuduğumuz bazı meseleleri yazmayı düşündük. Ama gönlümüze anlatamadık. Sonra da milletimize kıyamadık. Yazacağımız konular muhataralı konulardır. Yazmasak gönül razı değil, çünkü milletimiz her konuda aldatılmaktadır. Aldatma aracı olarak da maalesef din kullanılmaktadır.

​Bir zamanlar Mahmut Çetin’in kaleme alıp, yayınladığı ‘Boğazdaki Aşiret’i okuduktan sonra, Osmanlı Devletinde, boğazda ikamet eden ve çoğu dönme olanların devleti nasıl ele geçirdiklerini, bir başka ifade ile nasıl sömürdüklerini anladık. Bunların zahmetsiz makam sahibi olmanın yanında, devletin maddi imkânlarını nasıl apardıklarını da biliyoruz. 

​Bu aşirete mensup olanlar, hemen hemen devletin tüm birimlerinde yer aldılar ama asla hayır getirmediler. Sadece kendilerini, evlatlarını sayeban yaptılar. Devletine samimi bağlı olan milyonlar, maalesef bu aşireti aşamadan, makûs talihlerini yaşamaya devam ettiler.

​Şimdi de bu aşirete benzer, başka bir aşiretle karşı karşıyayız. Bunların maalesef İslam’ı kullanarak, İslami vakıflara ve cemiyetlere, bunların kurdukları şirketlere nüfuz ederek, buradan da devleti ele geçirmeye başladıklarını görüyoruz. Milletimizden topladıkları paraları vasıta ederek, bu kuruluşların yönetimlerine geldiklerini ve kendi evlatlarını, kardeşlerini, gelinlerini, damatlarını bu vakıfların bünyesine ikame ettiklerini, devletin ve milletin imkânlarını ‘Boğazdaki Aşiret’ gibi nasıl ele geçirdiklerini, siyasi erke nasıl yol vermeye çalıştıklarını görüyoruz.

​Hizmet ediyoruz diyerek milletin hamiyetperver duygularını istismar ederek, nasıl tröstleştiklerini ayan beyan seyrediyoruz. Vakıfların ve İslami şirketlerin kahır ekseriyetinin bu yeni aşiret mensupları tarafından yönetildiğini görünce de, devlet ve millet adına çok üzüldüğümüzü ifade etmek istiyoruz.

​Tabii ki üzülmek kâfi değil. Bugüne kadar kurulan bazı vakıf ve şirketlerin ele alınması için gerekli girişimlerde de bulunmak gerekir. Aşiret haline gelenleri efkâr-ı umumiye tanıtmak, gerekirse kanuni yolları denemek gerekir.

​Bu vakıf ve şirketlere bakıldığında, kurucular olarak aynı yüzleri görmekteyiz. 82.000.000 Türkiye’de, sadece bir ekibin mensupları ile yetinilmiş olunması bir hesabın sonucudur. Zira bunlar hizmet etmekten öte, zenginleşmek için çalışmaktadırlar. Onun için bu vakıflar, kurucularıyla, maddi imkânlarıyla mutlaka soruşturularak açıklanmalı, kimin elinin kimin cebinde olduğu böylece anlaşılmalıdır.   

​İlgili kamu kuruluşları, hiçbir baskıdan korkmadan, gerçeğin ortaya çıkması için işbaşı yapmalıdır. Fakir fukaranın, garip gurebanın haklarını korumak için, vakıf ismi altında nasıl sömürme yaşandığının ortaya çıkması gerekmektedir. Onun için yaptığımız araştırmalarda, vakıf dendiği zaman ürperdiğimizi, vakıfların istismar edilerek, elde edilen paraların çarçur edilmesine nasıl seyirci kalındığını yaşayarak görüyoruz. Şahsiyetlerine bilmediğimiz için saygı duyduğumuz bazı zevatın, bu han-i yağmaya nasıl katıldıklarını görmekten de, gerçekten utanç duyuyoruz. Dava adamı olarak gördüğümüz insanların, milleti sanatlarını icra ile nasıl sömürdüklerini, siyasilere şantaj yaparak nasıl para sızdırdıklarını da yakinen biliyoruz. Meğerse dev aynasında gördüklerimizin birçoğu manen cücelermiş. Zira; “Birtakım insanlar, birtakım insanlara taparlar, kimi altın ve gümüş paralara, kimi yenilecek, içilecek nesnelere tapar da Tanrı’ya taptığını sanır.” Oysa gökte ve yerde ve bunlar arasında bulunan her şey Allah’ındır. (Nisâ/132) Keza “(her şeyin yönetimi) Allah’a aittir…”(Mü’minûn/89)

​Elbette vakıfların içerisinde istisnalar mevcuttur. Bunlar da maalesef azınlıktadır. Bu hususun gündem konusu yapılması, son derece üzücü ama dikkat çekicidir.       

​Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​     

​Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Cağaloğlu – 05.10.2020

YORUM EKLE