Vagon Fabrika’sının olduğu şehirde raylı sistem yok

Sakarya her geçen gün büyüyor. Babaannem “Yetim büyüdükçe gömleği de büyür” derdi. Haliyle siz büyürken ihtiyaçlarınız da büyüyor, dertleriniz de gelişim gösteriyor.

Sakarya’da yapılaşma pek çok şehre göre daha dar alanda kalmış durumda. Aslında pek çok yer yürüme mesafesinde. Buna rağmen trafik problemi şimdiden şehri tehdit etmeye başladı.

Trafik ile ilgili yaşadığımız sıkıntıya önlem almakta geç kaldığımız ortada. Toplu taşımanın yaygınlaştırılması noktasında adımlar atılmış olsa da Vagon Fabrikası’nın kurulu olduğu bir şehirde raylı sistemin kurulamamış olmasının izahı olamaz.

“Terzi kendi söküğünü dikemezmiş”, diyin, “Kendine çarık dikemeyen ele mesh dikermiş” diyin, “Demirciyi odun küreği ile gömerlermiş” diyin. Hatta isterseniz “Suyun başında susuz kalıyoruz” bile diyebilirsiniz. Ama yaşadığımız tablo gerçekten ironik…

Denizli’de deniz olmamasını anlatabilirsiniz belki ama Sakarya’da raylı sistemin olmamasını anlatamazsınız. O kadar net…

Araştırma yapmak lazımsa yapalım. Fiyat, süre, iş gücü falan… Ne gerekirse yapalım. Ama bu şehrin aslında her anlamda bir raylı sisteme ihtiyacı olduğu apaçık ortada değil mi? Trafiğin rahatlaması tek dert de değil. Hafif raylı sistem zamandan, paradan tasarruf sağlıyor.

İşgücünden tasarruf ediliyor. Hava kirliliği olmadığı için insanlar daha sağlıklı bir ortamda yaşıyor. Egzoz gazı koklamak zorunda kalmıyor. Daha az trafik demek daha az gürültü kirliliği demek.

Zamanını doğru kullanan kişiler daha az stresli olacağından şehirdeki asayiş bile düzene giriyor. 

Tüm bunları bulmak için de alim olmaya gerek yok. İki satır araştırma yapsanız, bırakın araştırma yapmayı iki dakika kafanızı dinleseniz, kendi kendinize “Bu raylı sistem harbiden işe yarar mı acaba” diye düşünseniz bunları bulabilirsiniz.

Ha siz bu sistemi şehri kurarken planlamadığınız için bir takım zorluklar yaşarsınız. Maliyet de bu durumda yükselebilir. Ama finalde bu sistemi kurmaya mecbursunuz. Bugün değilse yarın.

Bugün sistemi kurmanın zor olduğunu düşünüyorsanız uyarmış olayım: Yarın çok daha zor olacak…

Deprem ve ahlak

Haber merkezinde depremle ilgili konu geldiğinde her birimiz daha fazla hassasiyet gösteriyoruz. Depremle ilgili konuları daha derinlemesine işliyoruz. Deprem konusu ön sayfaya taşındığında gazetenin satışında bir düşüş oluyor. Hatta bazı okurlar, “Yazacak bir şey bulamadılar” diye değerlendirmede bile bulunuyor olabilir.

Biz her toplantıda bu konuyu hassasiyetle inceliyoruz. Çünkü deprem konusunda gazetenin yapacağı tek şey bu.

Herkes aslında büyük bir depreme dünkünden daha yakın olduğumuzu biliyor. Aslında herkes depreme hazırlıksız olduğumuzu biliyor.

İstanbul’da olan küçük bir depremde bile iletişim altyapımızın çöktüğünü gördüğümüze göre hiçbir şekilde depreme hazırlıklı olmadığımızı biliyoruz.

Hepimiz durumu biliyoruz. Bir felakete doğru gittiğimizin farkındayız. Ama sessiz kaldığımızda, bu konuda konuşmadığımızda deprem hadisesinin yok olacağını düşünüyoruz.

Bu düşünce, gözlerini kapayınca kimsenin sizi görmeyeceği mantığı ile aynı.

Kafasını kuma gömen deve kuşunun bile bir amacı var. Sizin kafanızı kuma gömmenizin bir amacı yok.

Sakarya’da pek çok hasarlı yapıya torpille “hasarsız” kaydı alındı. Bilirkişi marifeti ile pek çok bina ağır hasarlıdan orta hasarlıya çevrildi.

Halen kolonları çatlak binalarda yaşıyor pek çok kişi.

Deprem olduğunda sizin evraklarınız üzerinden işlem yapılmıyor ne yazık ki. Deprem fay hattı üzerinden işlem yapıyor, duymuş olmalısınız…

1999 Depremi’nde enkaz altında kalanların kollarını kesip altınlarını alanlar olmuştu. Hatırlayanlar vardır.

Onlar ne kadar ahlaklı davrandıysa o dönemde, ağır hasarlı binalarda oturulmasına müsaade eden, zemin hazırlayan, evrakla düzenleme yapanlar da o denli ahlaklı davranmaktadır.

Söyleyeceklerim bu kadar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Burhanettin Tamer
Burhanettin Tamer - 2 ay Önce

Münir Bey kardeşim haklısın.Deprem bu şehrin miladıydı.Ancak bairetsiz yerel yöneticilerimiz sayyesinde yapılmadı.Ve bu kaos gün geçtikce ertıyor.

banner7

banner6