Ya sabır! Hakikaten ya sabır

Her meslek kendi içinde hayati öneme sahiptir şüphesiz. Doktor hayatınızı kurtarır, çiftçi karnınızı doyurur. İmam ruha hitap eder, felsefeci hayata dair öğretiler sunar…

Her meslek kıymet katar hayata. Ama mesleğe hayat veren aslında öğretmendir.

Hani pek çok makine bir araya gelir de bir mamul ortaya koyar ya. Onları meslek gibi düşünmek mümkün. Ama bir de makineleri imal eden makineler vardır. İşte öğretmen de öyledir.

Doktor değildir. Doktorun yaptığı işi yapamaz belki ama bir doktoru doktor yapan öğretmendir.

Öğretmenin de öğrenmenin de öğrencinin de yaşı yoktur üstelik. Her alanda öğretmen vardır ve her alanda da öğretmene ihtiyaç vardır.

İyi şeyleri öğrenmek için de kötü şeyleri öğrenmek için de öğretmen gereklidir. Nükleer silah yaparken de öğretmen lazımdır nükleer tıpta da…

Dinin mesela. İlk emri “Oku…”

Kim öğretecek okumayı? Öğretmen.

Peygamberimiz mesela, “İlim Çin’de de olsa gidin öğrenin” demiş. Kim öğretecek? Yine öğretmen.

Hazreti Ömer söz gelimi, “Bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum” demiş. Kim o öğretecek olan? Öğretmen…

Sosyal hayatta, kültürel hayatta, dini hayatta hep öğretmen lazım. Hep öğretmen var.

Ama mübarek Cuma hutbesinde yok. Pazar günü öğretmenler günü. Cuma günkü hutbenin konusunda öğretmenler günü, öğretmenin değeri, İslam’ın ilme ve öğretmene bakışı yok…

Ne var onun yerine?

Neymiş hutbenin konusu?

Sabır…

Hakikaten ya sabır…

Karasu’nun sembolüydü

Karasu’nun alın teri ile çalışan kimseyle işi olmayan sürekli neşeli ve inanılmaz güzel saz çalan bir ismiydi Turgay Şahin. Karasu’da kimse soyadıyla bilmezdi onu. Çingen Turgay dedin mi herkesin yüzünde bir tebessüm belirirdi.

Mazlum bir hayat yaşamış Karasu Belediyesi’nin temizlik işlerinde çalışmış, sonunda da önceki yıl rahmetli olmuş ve pek çok Karasulunun katıldığı bir cenaze töreni ile de defnedilmişti.

Dün gece Limandere’de meydana gelen trafik kazasında vefat eden iki minik kız Turgay Abi’nin torunlarıydı.

Turgay Abi torunlarına kavuşmuş oldu yani.

Allah hepsinin mekanını cennet etsin…

Bizim zamanımızda

Biz öğretmenlerimizin hangi takımlı olduğunu bilmezdik mesela. Söylemezlerdi. Nereli olduklarını zor öğrenirdik. Öğrenciler kendilerine yakınlık bulur da disiplinden uzaklaşır diye öğretmenler kendilerini açık etmezdi. Öğretmen Beşiktaşlı olduğunu söylerse öğrenci de Beşiktaş’tan sohbet açar da samimiyet kurar diye… Ya da öğretmen Trabzonlu olduğunu söylerse çocuk da “Biz de oradan gelmeyiz” diye düşünüp hemşeriye kıyak bekleyebilir. Bu durumun önüne geçmek için…

Hiç şüphesiz sağcı olan da vardı öğretmenlerimiz arasında solcu olan da… Dindar olan da vardı dinle arası bozuk olan da…

Hepsi aynı öğrencilere ders verir, hepsi aynı öğretmen odasında çay içerdi.

Bir yürüyüşü vardı öğretmenlerin. Eğer uzaktan gördüysen üst sokağa doğru yolunu değiştirirdin. Saygındı öğretmen. Gidip atari salonlarını basar, velisinin yanında öğrenciyi eve yollardı.

Veli de öğretmene saygı duyar, yapılanın çocuğunu yararına olduğunu bilirdi.

Şimdi hangi takımı tuttuğunu geç hangi sendikaya üye olduğunu gizleyen öğretmene hasret kaldık. Öğrencinin kılık kıyafetini geçtim kendi saçına sakalına özen göstermeyen öğretmenler derse giriyor. Dersi unutup kendini siyaset sayesinde var edenler prim yaptı ne yazık ki!

Hal böyle olunca veliler de öğrenciler de kendilerini öğretmenden altta görmemeye başladı.

Can sıkıcılık da buradan başladı.

Kendi mesleği ile var olmaya çalışan, işine ve eğitime saygısı olan, siyasete, sendikaya değil ilmine öğretmenliğine güvenen öğretmen gibi öğretmenlerin günü kutlu olsun.

Diğerleri zaten her gün mutlu…

 

YORUM EKLE

banner7

banner6