Yarabbi şanına layık bir şekilde karşıla

Yaşlı bir adam…

Epey de nalet biri..

90’lı yaşlarında iken ölür. O yaşlarında iken bile naletliğine devam eder.

Köylüleri derin bir ohhh çeker.

‘Kurtulduk’ diye de sevinirler.

Gelgelelim ihtiyarın defin işlemi konusunda bir pürüz vardır.

Köy mezarlığına defnettirmezler adamı.

‘Al götür’ derler hanımına. ‘Dağları- tepeleri aşır ve görmeyeceğimiz bir yere göm bunu!’

Karısı çaresiz alır adamın cenazesini, Git babam git.

Ter su içinde dağların ötelerinde bir çobana rastlar.

Çobana yalvarır; ‘Yardım et de şunu buralarda bir yerde defnedelim!’

‘Hay- hay!’ der çoban ve birlikte yıkayıp, eştikleri mezara defnederler.

Çoban ihtiyar nineyi yolcu etmeden bir şeyler ikram ederek karnını doyurur.

Ve küçük bir çıkının içine biraz peynir, biraz yağ biraz da et kavurması koyarak yolcu eder.

Köyde çıt yoktur.

O gece bütün köy halkı enteresan bir rüya görür.

O nalet ihtiyar, Allah katında makbul bir mertebededir.

Sıkılarak da olsa birbirlerine itiraf ederler gördükleri bu ilginç rüyayı.

İkinci akşam aynı rüya.

Üçüncü akşam da aynı rüyayı görünce, yaşlı nineyi ziyaret etmeye karar verirler.

Gider ve durumu açarlar.

Merak ettikleri şudur!

Bu adam çok değerli bir insandır da, köylüler bir hata mı etmiştir?

‘Hayır!’ der yaşlı nine. ‘Tam da bildiğiniz gibi biriydi!’

Dedikleri gibi yapmış, bin-bir güçlükle, dağların tepelerin ardında rast geldiği bir çobanın yardımıyla defnetmiştir kocasını.

‘Gitsek bulabilir miyiz defnettiğin yeri?’ Diye sorarlar.

Ninemiz; ‘Bulurum!’ diye cevap verince apar- topar yola düşer ve çobanı bulunca; bu nineyi tanıyıp tanımadığını, ihtiyarın nasıl biri olduğunu, vücudunda her hangi bir mühür ya da başka bir işaret olup olmadığını sorarlar.

‘Yoktu!’ der çoban. Hepimiz gibi normal bir insandı. Bu nine yalvarınca bir mezar eşip sonrasında da yıkayıp defnettik.

Öğrenirler ki çobanda dini bir bilgi de yoktur.

Ancak ihtiyarı defnettikten sonra şöyle bir dua etmiştir çoban; ‘Yarabbi yıllardır bu kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde çobanlık yapmaktayım. Arada bir yolu buralara düşenler oldu. Onların hepsini senin gönderdiğin bir Tanrı misafiri olarak gördüm, karınlarını doyurdum. Gönderirken de yoğurt, süt, peynir, kavurma ya da et gibi neyim varsa hepsinden hediye edip öylece yolcu ettim. Bu sefer de ben sana bir misafir gönderiyorum, onu şanına layık bir şekilde karşıla!’

Mesele anlaşılmıştır.

Bu hikâyeyi neden mi anlattım?

10- 12 yıldır fındık bahçemize Ot İlacı atıyoruz. İlk yıllardaki börtü böcekten, yılanlardan, kertenkelelerden, kirpilerden, kuşlardan eser kalmadı.

Şu Corona yasağı nedeniyle doğanın kendini yenilediğini duyunca, kafama DANK etti;

Bunca yıl yaşama hakkını elinden aldığım bu canlıların günahından nasıl kurtulacağım ben?

Dağların ardında yaşayan, gerçek bir Allah Dostu olan, tanıdığınız bir çoban var mı?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Cihan KOLİP
Cihan KOLİP - 2 hafta Önce

evet var ! O sizin vizdanınızda .

Sinan Ulusinan
Sinan Ulusinan - 2 hafta Önce

Ömer Başkan, aynı düşünceler içindeyim. Çok güzel örnekleyerek yorumlamışsınız. Tebrik ve teşekkür...

Sureyya Yelep
Sureyya Yelep - 2 hafta Önce

Senin işin kolay fındığı 10 sene fakir fukaraya dağıtırsın Rabbimede günahlarının affı için yalvarırsın rabbim iyiliklerinin karşılığı inşAllah af eder.

ali çetinkaya..
ali çetinkaya.. - 2 hafta Önce

harika olmuş ömer beytebrik ederim...