Yasağın işe yaramaması için gayret ediyoruz

İlk sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde millet kendini sokaklara attı. Kapalı olan marketleri açtırdı. İhtiyacı olan olmayan şeyler satın aldı. Gerekçe sokağa çıkma yasağının çok geç açıklanmasıydı. Eyvallah.

Bir sonraki sokağa çıkma yasağı dört beş gün önceden açıklandı. Bu defa yoğunluk devam etti. İnsanlar “Geçen hafta sonu şunlar eksik kaldı. Bu hafta sonu bari stok yapalım” mantığı ile hareket edip daha fazla kendini sokağa attı.

“Üçüncü sokağa çıkma yasağı dört gün sürecek” dendi. Bu defa insanlar günler öncesinden kendini sokaklara attı. Deli gibi alışveriş yaptık.

Sokağa çıkma yasağı boyunca biriktirdiği enerjisini dün dışarı çıkarak harcamaya çalışanlar oldu. Hiç işi olmadığı halde sokakta gezenlere tanıklık ettik.

Babaannem bahar gelince buzağıları dışarı çıkarırdı. Benzetmek gibi olmasın da bazıları aynı o şekilde kendini sokağa attı.

Şimdi bu hafta sonunun 1 Mayıs ile bağlanma ihtimali var.

Pazartesi ve Salı günleri (dün ve bugün)  geride kalan dört günün evde kalmışlığının birikmişliğinden dolayı millet kendini sokağa attı. Çarşamba ve Perşembe günleri de önümüzdeki hafta sonu üç günlük sokağa çıkma yasağı olacağı için kalabalıklar halinde sokaktaki yerimizi alacağız.

Peki biz bu arada aslında ne yapıyoruz? Evde kalma tatbikatı falan mı?

Evde kalmak amaç mı yoksa bir şeyleri önlemenin aracı mı?

Evde kalmak aslında amaç değil ki! Biz dört gün evde kalınca tüm görevimizi yerine getirmiş kabul ediyoruz kendimizi.

Koronavirüsün yayılmasına müsaade etmediğimiz ve evde kaldığımız süreyi dışarıda sosyal mesafe kurallarını hiçe sayarak dengelemeye çalışır gibiyiz.

Sağlığını hiçe sayanlar

Koronavirüs ile mücadele ederken kendi canlarını hiçe sayan kesimin kazandığı paranın daha bir helal olduğunu düşünüyorum.

Doktorların koronavirüse yakalandığı oluyor. Hatta bunu normal de karşılıyoruz. Dün Azim Çelik, bugünkü gazete için bir haber yaptı. Haberde koronavirüse yakalanan polisleri işledi.

Bu kişilerin hakkının ödenmesi mümkün değil de en azından koronavirüse yakalanan polislerin hatrına alınan tedbirlere uysak mı?

En azından üstümüzdeki kul hakkının bir kısmı bu şekilde ortadan kalkar mı?

Bir eşek hikayesi

Darbeden ekonomik krize, kuş, domuz gribinden deli danaya oradan koronaya kadar her şeyi yaşayan insanlar birbirine dert yanıyor. Biri “O değil de darbe zamanı üniversiteye girip salgın zamanı mezun olmaya hazırlanan bir üniversite gençliği var” diye paylaşım yapmış.

Tüm bu yaşananlar aslında bizi güçlendiriyor mu yoksa böyle böyle ölüyor muyuz?

Bunu tam karşılamasa da çok sevdiğim bir hikaye var. Onu paylaşmak istedim.

Köyün birinde bir eşek derince bir çukura düşüyor. Ahali toplanıyor. Ne denedilerse olmuyor. Sonunda o talihsiz kararı veriyorlar. “Bari gömelim de acı çeke çeke ölmesin hayvan” diye düşünüyorlar.

Küreklerle yavaş yavaş eşeğin üstüne toprak atıyorlar. Eşek üstüne düşen toprakları silkeliyor. Zamanla ayağının altına düşen topraklar sayesinde eşek yükselmeye başlıyor. Sonunda da kuyudan çıkıyor.

Yani ölmesi için üstüne atılan toprak eşeğin hayatını kurtarıyor. Şimdi bizim yaşadığımız bu olaylar dizisi aslında bizim ölmemizi değil hayatta kalma enerjimizi de sağlıyor. Yaşadığımız krizlerden dolayı hayata bağlılığımız da artıyor. Sevdiklerimizin kıymetini anlıyoruz.

Sağlıklı ve temiz yaşamanın ne demek olduğunu öğreniyoruz.

Eğer bu korona da bizi öldürmezse gerçekten tadını aldığımız bir hayat bizi bekliyor olacak.

HECATİ: Dün marketteydim, muazzam kalabalık vardı, şöyle bir içeriye bakıp "Ahmet amca Allah kabul etsin. Ne zaman geldin umreden" dedim markette kimse kalmadı.

YORUM EKLE