1950'lerin Adapazarı'nı ve dini sohbetleri anlattı

Sakaryalı ilahiyat profesörü Yusuf Ziya Kavakçı, Adapazarı'nda aldığı din eğitimini ve Orta Camideki sohbetleri anlattı 

1950'lerin Adapazarı'nı ve dini sohbetleri anlattı

Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı; 1999 yılında TBMM'deki yemin törenine başörtülü geldikten sonra milletvekilliği düşürülen Merve Kavakçı ile AKP'den İstanbul Milletvekilliği yapan Ravza Kavakçı Kan'ın babaları....

Kavakçı, Anadolu Ajansı'nın "Türkiye'nin Yaşayan İlim Hazineleri" haber dosyası kapsamında hayat hikayesini anlattı.  

Sakarya, eğitimi ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki akademik çalışmalarını anlatan Kavakçı; 1950'lerin Adapazarı'nda aldığı dini eğitimi ve tarihi Orta Camideki sohbetleri anlattı. 

O röportajdan Sakarya ayrıntıları şu şekilde: 

Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakcı, Türkiye ve özellikle yurt dışında yaptığı ilmi çalışmalarla örnek bir eğitim programı sunmanın yanı sıra ilerleyen yaşına rağmen üniversitelerde ders verdi.

Prof. Dr. Kavakcı, emekli olduktan sonra da ilmi çalışma ve faaliyetlerini devam ettiriyor.

Sakarya'nın Hendek ilçesinin Yeşilvadi (Karaçökek) köyünde 1938'de dünyaya gelen Kavakcı, 10 yaşında Kur'an-ı Kerim hıfzını tamamladı. Adapazarı'ndaki Hasırcılar Kur'an Kursu'nda tecvid, kıraat, Arapça, tefsir, hadis, fıkıh ve diğer İslami ilimler alanında eğitim alan Kavakcı, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çeşitli camilerde müezzinlik ve vaizlik yaptı.


İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nde lisans eğitimini aynı anda tamamlayan Kavakcı, İstanbul ve Atatürk üniversitelerinde akademik görevlerde bulundu.

Kuzey Teksas İslam Derneğinin davetiyle İslami ilimler alanında faaliyet yapmak üzere 1988'de ABD'ye giden Kavakcı, burada "Kur'an Akademisi" ve "Suffe İslam Semineri" okullarını kurdu.

Cambridge, Temple, Philadelphia ve Pensilvanya gibi üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak da çalışan Kavakcı, emekli öğretim üyesi olarak İstanbul ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültelerinin İngilizce İlahiyat bölümlerinde derslere girdi.

Arapça, İngilizce, Farsça, Fransızca ve Almanca bilen Prof. Dr. Kavakcı, "Türkiye'nin Yaşayan İlim Hazineleri" haber dosyası kapsamında hayat hikayesi, ilmi çalışmaları, tanıdığı çağdaş İslam düşünürleri, ilim adamları, ABD'deki izlenimleri ve İslam dünyasında son dönemde varlık gösteren "şiddet" ve "terör" eğilimli akımlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

SAKARYA GÜNLERİNİ BÖYLE ANLATTI
Ailem '93 Harbi' denilen 1876-77 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, Batum'dan (Gürcistan) Sakarya'nın Hendek ilçesinin Yeşilvadi köyüne taşınmış. 'Tahir Dede' isminde bir dedemiz varmış. Dedemizin Osmanlı binbaşısı olduğunu öğrendik. Ailemizin Osmanlı sınırlarına geçmesine Tahir Dede vesile olmuş. O dönemki Rus idaresi, Tahir dedemi 'İnsan kaçırıyor.' diye yakalamış. Tahir dedem bu yüzden 3 sene 8 ay Sibirya'da sürgünde kalmış. Sibirya'dan kaçarak Hendek'e gelmiş ve buradan hacca gitmiş.

Adapazarı'nda Hasırcılar Kur'an Kursu'nda ilk din eğitimimi aldım. 

İlim tahsil ettiğim hocalardan hiçkimse para istemedi"
Hangi hocalarda ilim tahsilinde bulundunuz?

Hafızlıktan sonra Adapazarı'na gelince El-Ezher Üniversitesi mezunu Boşnak Şaban Hoca'ya derse gittim. Başka hocalar da vardı, hepsinden ders aldım ama benim zihnimi açan, seviyeme inen kişi Topaloğlu Terzi Ahmed Efendi'ydi. Bizi, dini eğitim konusunda yasakların olduğu süreçte motive eden birçok şey vardı. Doğrusu herhalde aileden gelen bir eğitim sürekliliği var. Bir de dedemin, ailemin dualarının desteğini görüyordum. Bende de din eğitimi konusunda bir aşk vardı. Önümü bilerek, görerek ilim öğrenmiyordum, örnek de pek yoktu. Talebelerin isteği üzerine ilim verilmeye başlandı. Mesela 3 kişi başladık Arapça öğrenmeye, 2'si bıraktı, ben devam ettim. Arapça eğitimini ders veren hocanın evinde yapıyorduk. Evine sabah gidiyordum, bazen akşam da tekrar gidiyordum. Hocanın evine yürüyerek 45-50 dakikada gidiyordum. Hoca evde başka bir grubu okuturken ona katılıyordum. Hocaya para ödemiyorduk. Hayatım boyunca hocalardan hiçkimse para istemedi. Zaten o dönem maddi durumda iyi değildi.

Terzi Ahmed Efendi ilmi yönümü açtı. Ondan sonra 1955'te vaizlik imtihanına girip kazandığımda Adapazarı'ndan büyük bir müftü geldi, tebrik etti. Camilerde vaaz etmeye başladım. O zaman Adapazarı Uzun Çarşı'da Orta Cami vardı. Orta Cami'de aslen İzmitli olan Cevdet Şimşek isimli bir hoca vardı. İkindi namazlarından sonra eline bir kitap alıyor, örneğin Ahmed İbn-i Hanbel'in Müsned'ini veya Mısır'dan getirdiği Münziri'nin et-Terğib ve't Terhib kitabını açıp okuyor, motor gibi. Camide ikindi namazından sonra yapılan bu sohbeti, terzi, manifaturacı ve diğer tüccarların, esnafın epeyce bir kısmı, 20-30 kişi ve ben de dinliyorum. Hocayı dinleyen tek genç benim. Cevdet Şimşek Hoca'nın Orta Cami'de yaptığı sohbette duyduklarımdan ilmi hayatım boyunca istifade ettim. Amerika'da fetva soranlar oldu, Cevdet Şimşek Hoca'nın anlattıklarını hatırladım, oradan cevap verdim. Terzi Ahmed Efendi ve Cevdet Hoca, her şeyimi özellikle onlara borçluyum. Bu hocalar sadece Allah rızası için çalışıyorlardı. Beni gördükleri zaman umutlanıyorlardı. Hoca sohbette ayetin yarısını söyler gibi oluyordu, tabii yaşlı adam ayetin diğer yarısını hatırlayamayınca ayetin devamını ben okurdum. Cevdet Şimşek Hoca, benim ayetin diğer yarısını okuduğumu görünce, 'Sohbete katılan terzi, kumaşçı olan tüccarların hepsinin çocuğu var, hafız değiller ama ayetin devamını getiren bu çocuk nereden çıktı!' diye şaşırıyordu. Cevdet Şimşek Hoca kendi çocuklarından daha ileri tuttu beni.
 

Anadolu Ajansı

Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2020, 11:51
banner3
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hakan rıza
Hakan rıza - 1 hafta Önce

Cevdet hocayı ben de çok duymuştum büyüklerimden

SIRADAKİ HABER