Yaşananlar İş Kazası Değil Cinayettir, Failleri Bellidir!

Karaman’ın Ermenek ilçesinden kara haber geldiği günden beri tedirginiz.
Temennimiz, emekçi kardeşlerimizin gerçekten de madende “mahsur” kaldıklarıdır ve en yakın zamanda kurtuluşlarının müjdesini alırız.
Dilimizin varmadığını yazmak zorunda kalmayız.
Daha Soma’nın acıları küllenmemişken, buna Ermenek’in acısının eklenmesini istemeyiz.
Zira, arada yaşanmış diğer acılar da var.
Örneğin “asansör faciası”nda hayatını kaybeden işçiler var.
Her gün, ülkenin farklı yerlerinden gelen iş cinayetleri haberleri var.
Ermenek’in hemen peşinden, Isparta’dan gelen haber var.
Öyle ya, yoksul elma işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 18 insanın hayatını kaybetmesi de büyük bir acı değil mi?
Peki dün sabah da Bartın’da bir maden göçüğünün meydana geldiğini, bir işçinin öldüğünü, iki işçinin ise göçük altında kaldığını öğrenmedik mi?
Peki, peş peşe gelen bu olaylar tesadüf mü, kaza mı?
İkisi de değil; bunların hepsi bildiğiniz cinayet.
Ancak sarsılmanın, kahrolmanın, öfkelenip sonrasında unutmanın, bu büyük yaraya derman olmadığını ve asıl suçluları cezalandırmaya yetmediğini de artık anlamamız gerekiyor.
Bunu en iyi anlaması gerekenler de biziz aslında, yani büyük Marmara Depremini yaşamış insanlar…
Niye böyle olduğunu, dün Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu’nun basın açıklamasındaki bir hatırlatmadan yola çıkarak ifade edeyim.
Açıklamada verilen bilgiye göre, binlerce insanın öldüğü, bir o kadarının sakat kaldığı deprem sonrasında, yapım hataları dolayısıyla çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2100 dava açılmış.
Davaların % 90’ı, hukuki boşluklardan dolayı cezasız sonuçlanmış.
Geriye kalan 300 davanın 110 kadarına da, 1 ila 3 yıl arasında hapis veya komik miktarlarda para cezasıyla sonuçlanmış, bunların da birçoğu ertelenerek 7,5 yıllık zaman aşımı süreleri dolduğu için düşmüştür.
Denetleme sorumluluğu olan mülki ve idari yetkililerden ise ceza alan kimseyi bilmiyoruz.
İşte bu yüzden, insan hayatına karşı bu hoyratlığın, daha da ötesinde halkın yoksulluğu ve güçsüzlüğünden cesaret alan bu cinayetlerin, faillerinin ve suç ortaklarının, her seferinde işin içinden nasıl kolayca sıyrılabildiklerini sorgulamamız gerekiyor.
Bu hesap sorulmadığı için, her sene binlerce insan, sadece yoksul olduğu için kapitalist sermaye tarafından katledilmeye devam ediyor.
İş cinayetlerinin kahir ekseriyetinin, inşaat ve madencilik sektöründe görülmesi ise tesadüf değildir. Çünkü bu iki sektör, iktidarlar tarafından en fazla teşvik gören, sermaye birikiminin en hızlı gerçekleştiği sektörlerdir.
“Sermaye”nin yüzde yüz değil, yüzde bin kazanma hırsı iktidarlarca teşvik edilmektedir.
Bunun hukuki imkânları özellikle ve öncelikle yandaş gruplar için sağlanmaktadır.
Dolayısıyla arkasına iktidar güvencesini almış sermaye sahipleri, yaptıkları işte, kârını düşürecek en küçük tedbir alma ihtiyacını dahi yeterince hissetmemektedir.
İktidarlar ise bu sermaye sahipleriyle ittifaklarını kaybetmemek için, gerekli denetim ve cezalandırma tedbirlerini almamaktadır.
Hesap vermek yerine, sorumluluklarının gereğini yapmak yerine; kameraların önüne çıkıp kuru ve yalan yanlış demeçler vermekte, kendilerinin de o cinayetlerde vebali oldukları gerçeğini ört bas etmeye çabalamaktadır.
Kamera arkasında ise sermayeye “korkmayın, sizi asla yalnız bırakmayız” güvencesi verildiği aşikârdır.
Şayet bu kapitalist sömürü düzeninin sermayesiyle, siyasetiyle, medyasıyla bu şekilde devam etmesine göz yumarsak, şunu bilelim ki, bir sonraki kurban ya biz olacağız ya da çok sevdiğimiz bir yakınımız…
O halde, yapılması gereken bellidir.
Hakça paylaşımın, adil bölüşümün sağlandığı özgür bir ülke, özgür bir dünya için; birbirimizi suni kavgalarda hırpalamak yerine; bu sömürü çarklarını durdurmak için birlikte mücadele edecek zeminleri geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz.
 

YORUM EKLE