Nostaljik bir yazı

Ömer Alikılıç
Ömer Alikılıç

                Bugün sizinle, taaa 2012 yılında yazdığım bir yazımı paylaşmak istiyorum. Bunu, neden yaptığımı ben de bilmiyorum. Belki eski kalemime özlem, belki can sıkıntısı ya da belki başka bir şey… Ama bugün, böyle bir şey yapmak istedim. Ve yazı, uzun olduğu için de, çok fazla yapmayacağım. Ama sadece şunu söyleyeyim, yazmak, artık benim nefesim, son nefesime kadar da, yazmaya devam edeceğim.

Hayata mektup yazmak

                İçinizde hayata mektup yazmayı deneyen ya da denemek isteyip, ancak bir türlü, kalemi eline alıp ve o ilk cümleyi yazmaya cesaret etmeyip, vazgeçen var mı bilmiyorum. Belki, hiç bir zaman, aklınıza gelmedi hayata mektup yazmak. Kim bilir belki siz, hiç kimseye iki satır dahi yazmadınız, belki de kalemi sadece, alış veriş listesi hazırlamak, telefon numarası, e-posta adresi not etmek ya da resmi evraklara, imza atmak için tutunuz…

                Ve koca bir hayat, gelip geçti üstünüzden… Şimdi, şimdi eskiye dair, bir kaç gülümseten hatıralar, üzerinde bir parmak kalınlığında, toz olan o eski fotoğraflar ve yüreğinizde artık acıtmayan, fakat inceden inceye sızlatan, hayat izlerinden başka, hiç bir şey kalmadı o günlere dair…

                Oysa satırlar, hiç bir zaman ölmez ve her okunduğun da, yazıldığı günü ve yazanın gönlünü yansıtır… İşte bu yüzden, ben de bugün, hayata mektup yazacağım. Yazacağım ve yazdıklarım düşünceme değil, sadece ama sadece gönlüme ait olacak…

                Merhaba hayat merhaba… Sana ‘nasılsın’ diye sormuyorum, tıpkı sen bana, istediğin her şeyi yaşatırken, nasıl olduğumu sormadığın gibi… Sana, bana yaşattığın her mucize ve her güzellik için, çok teşekkür ediyorum. Yaşatmadığın ve yaşattığın tüm acılar için ise, kızmıyorum artık. Ama bazen, bazen tıpkı bir çocuk gibi küsmelerim olabilir. Ancak, yine bir çocuk gibi, neden küstüğümü unutup, devam ederim seni yaşamaya…

                Senin ile tanıştığımın henüz ilk dakikasıydı. Elimi, ayağımı, dilimi ve en önemlisi özgürlüğümü alarak, sert bir tokatla, ‘merhaba’ dedin bana… Şaşkın bir halim vardı. Nereden, nereye geldiğimi ve nereye gideceğimi bilmiyordum. Ben sadece, attığın tokatın acısıyla ağlıyordum…

                Her zaman, her zaman asaletiyle avunduğum, suskunluğumla yaşadım seni… Mutluluğum da gülümsemem, acı çektiğim de göz yaşlarımı yüreğime akıtmam ve birine kızdığım, kırıldığım zaman, sessiz yutkunuşumla yetiniyordum…

                Kimileri seni, adaletsizlikle suçluyor… Oysa sen herkese, her şeyi farklı zaman diliminde yaşatıyor, her yanan ışığın altında, adeta farklı resimler çiziyorsun… Her yüreğe dokunuyor, her yüreği sevdiriyor, her yüreği sevindiriyor, her yüreği güldürüyor, her yüreği yakıyorsun… Ve bütün bunları, farklı zamanlar da yaptığın için de, ‘adaletsizlik’ damgasını yiyen, yine sen oluyorsun…

                Henüz, on sekizime yeni basmış, güneşin akşam olunca batmasına bile, karşı gelen, aklımın ben de olmadığı, gençliğe adım attığım dönemimdeydi, aşkı yüreğime düşürdüğün de… Bilmiyor ve yüreğime düşürdüğün duyguyu, tanımıyor tanımlayamıyordum… Sadece, yüreğimdeki duyguyu özgürce, yaşamak istiyordum…

                Unutmuştum bana sormadan, benden aldığın elimi, ayağımı ve özgürlüğümü…  Sonunda olan ateşi, hiçe sayarak yaşadım aşkı. Evet sen, uyarmıştın beni, ama ben dinlemedim. Ve şimdi, bana kestiğin bedeli, yanarak ödüyorum…

                Zamanını bilmesem de bir gün senden göçüp gideceğim… Giderken, sana veda etmeyeceğim, edemeyeceğim. O güne kadar, patron sensin. Sen ne yaşatırsan, ben de paşa paşa, onu yaşayacağım…

                Mektubumun başında dediğim gibi, bana yaşattığın her güzellik için, sana çok teşekkür ediyorum… Benden çok şey aldın belki ama çok şey kattın bana… Elimi aldın, senin güzelliğini görebilen göz verdin, ayağımı aldın, fısıltını dahi duyabilen kulak verdin ve dilimi aldın, bana ‘sessiz sözlerle dolu, bir yürek verdin… Eğer benden aldıkların olmasaydı, ben de senin özünü göremeyen, sadece koşturan ve neden koşturduğunu bir süre sonra unutan ve de seni yüzeysel yaşayan birçok insanlardan biri olacaktım…

                İşte belki ben, bu yüzden böyle olduğun için, seviyorum seni… Bana, seçme hakkı vermediğin için, tam ümidimi kestiğim anda, mucizeyi yaşattığın için, acılarımın arasından, bana ‘gül’ü verdiğin için seviyorum… Ve ben seni, her halinle seviyorum… Her halinle…

- Sakarya Yenihaber Gazetesi, Ömer Alikılıç tarafından kaleme alındı
https://www.sakaryayenihaber.com/makale/7520647/omer-alikilic/nostaljik-bir-yazi