BİR KARA GÜN 12 EYLÜL

Ali Çetinkaya
Ali Çetinkaya

      “Bir Eylül sabahı, bir ana kesit,

       Bir düdük.

       Haramiler bastı kervanımızı,

      Kan göllerinde yüzdürüldük.”

   

     12 Eylül zindanlarında o kara günleri anlatan şiirden bir bölüm. Adını yazmadı şiirin altına. Bu yüzden, “sahibini arayan şiir” diyoruz biz ona. Yüzbinler sahip çıktı elbet. Sahipsiz kalmadı.

    Sabahın ilk saatleriydi. TV lerden ve radyolardan duyuruldu. Ordu yönetime el koydu. Evet 11 Eylül’e kadar terör cinayetleri, bazı kargaşalıklar, hükümet bunalımları vb olumsuzluklar vardı. Ama 12 Eylül den sonra bir anda kesildi. 11 Eylüle kadar önleyemedikleri terörü 12 Eylül’de nasıl da bıçak keser gibi önleyiverdiler.

    Daha sonraları bunu şöyle açıklayacaklardı. Neden 12 Eylül tarihini seçtiniz sorusuna: “henüz şartlar oluşmamıştı” cevabı, terör cinayetlerinin neden önlenmediğinin de cevabıydı aslında.

   Paralı asker toplayan görevli, ister komünist tahrikçisi, ister din taciri, ister misyoner, ister darbeci olsun taraftar toplarken aynı çöplükte karşılaşırlar. Bizim o günün yüksek-alçak yargı mensupları daha onları aramaya kimse gelmeden kendileri çıktılar ortaya. Hava kararır kararmaz darbeci generallerin huzurlarına gelip, “emrinizdeyiz paşam” diyerek saflarını belirlediler. O çok sevdikleri makam koltuklarında kalabilmek için. Yargı kısmı ucuza kapatıldı.

   Artık ülke yönetimi darbeci generallerin elindeydi. Aynı çöplükten ihtiyaçları kadar yandaş gazeteci, akademisyen, yazar-çizer, işadamı vs. ne lazımsa topladılar kendi saflarına. Darbeciler onları besledi, onlar darbecileri övdüler. Yıllarca bu onursuz yalakacılıkları sayesinde midelerini de ceplerini de şişirdiler. Bazıları hala ortalıkta. Artık başka yerlere yamandılar. Şimdide karınları oradan doyuyor. Cepleri yine kabarık.

     Gözaltı ve tutuklamalar ara vermeden devam etti. Çoğu eğitimli, öğrenci, gazeteci, sanatçı, yazar, aydın kim varsa tutuklandılar. Yargılamalar yıllarca sürdü. Ömürlerinin en güzel yılları zindanlarda geçti. Ne siyasi parti ne dernek, ne sivil toplum kuruluşu, ne gazete ne kitap bıraktılar. Şarkılara bile sansür koydular.

     Bir kısım sanatçı, yazar-çizer, aydın yurt dışına kaçmayı başardılar, canlarını kurtarmak pahasına. O sırada yurt dışında bulunanlar da geri dönmedi.

    Tam 210.000 dava açıldı. Suçlamaların çoğu “Anayasayı ilga” idi. Sonra kendileri anayasayı ilga edip, düzmece bir meclis oluşturup, düzmece bir Anayasa oluşturdular. Bu Anayasayla darbecilerin başı Kenan Evren kendisini cumhurbaşkanı seçtirirken, bu Anayasanın 15. maddesine göre de darbecilerin yargılanmalarını yasaklayan hüküm ile de kendilerini garantiye aldılar.

    İşin en üzücü yanı da bu Anayasanın oylandığı referanduma % 92 kabul oyu çıkmasıydı. Oysa, 12 Eylül darbesinden zarar görenlerin oranı kabul oyu vermeyen % 8 den çok daha fazlaydı. Toplum bilimcilerin bu tabloyu bilimsel olarak inceleyip, sonuçları kamuoyuna açıklamamış olmaları acaba toplumun siyasi ahlakı ile ilgili sonuçlar vereceği endişesi taşıdıklarından mıdır? Bende hala soru işaretidir.

     Şimdi gözlerim o idam sehpalarına başları dimdik yürüyen o gençlerin filmini çekiyor da, içim bir kere daha sızlıyor. Tam 49 kişi idam edildi. İlki 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. Sol görüşlü Necdet Adalı. Ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu. Daha 17 yaşındayken MGK tarafından yaşı büyültülerek asılan Erdal Eren için, darbecilerin başı Kenan Evren’ in “asmayıp da besleyelim mi” sözü hala kulaklarımızda çınlıyor. Sonraları bir sağdan bir soldan asın dediğini kendisi de itiraf edecektir.

   “Kırmızı gül yarin dudağını hatırlatır her gence,

    Onlar hep ölümü hatırladılar kırmızı denilince.”

   Vatanı haramilerden korumak, yüceltmek, emekçinin hakkını yedirmemek ve ülkeyi güzel günlere götürmekti, seçtikleri yollar ayrı olsa da.

 “En soylu seferlerinde basıldı kervanımız,

  İtlere sebil oldu, sebil oldu kanımız.”

   İşkencelere, insanlık dışı muamelelere maruz kaldılar. İşte darbeciler bir nesli böyle imha ettiler. Düzenlerini uzun yıllar şeytanın rehberliğinde sürdürdüler. ABD’  ye ve AB’ye hizmette kusur işlemediler. ABD’li generallerin, “bizim çocuklar” dediği 12 Eylül darbecileri 1981 de Yunanistan’ın AB ye girmesinin önündeki engeli ortadan kaldırıverdiler. Ve daha neler neler. Türk Milletine tarihin en büyük insan kayıplarından birini yaşattılar. Savaşlarda bile bu kadar insan kaybetmedik. 650 bin kişi gözaltına alındı. 230 bin kişi yargılandı. 52 bin kişi tutuklandı. 1.683.000 kişi fişlendi. 388.000 kişiye pasaport yasağı getirildi. Yaklaşık 500.000 kişi yurt dışına kaçtı.

    Bazı küçük devletlerin nüfusu kadar insanımız heba oldu. Mesela: İzlanda’nın nüfusu:356.991. KKTC’nın nüfusu:326.000. Malta’nın nüfusu:502.653. bu ülkelerin toplam nüfusları bu kadar. Yaşlıları, çocukları, hastaları dahil. Bu kadar nüfuslarıyla devleti işleten bütün kurumları geriye kalan gen nüfusla yürütüyorlar. Bizim kayıplarımızın tamamı genç, aktif olmasının yanı sıra, eğitimli, aydın kesim olması ne kadar acı verici bir tablo.

    Böyle idealist bir nesil yok edildi. Darbeciler en sonunda sembolik de olsa geçtiğimiz yıllarda yargılandılar. Yargı süreci tamamlanmamıştı daha, Kenan Evren ve suç ortaklarından bazıları öldü. Sonuç olarak suçlu bulundular. Öbür dünyada yakalarına yapışan çok olacaktır. Bizim de dileğimiz, ateşleri bol olsun.

- Sakarya Yenihaber Gazetesi, Ali Çetinkaya tarafından kaleme alındı
https://www.sakaryayenihaber.com/makale/7783787/ali-cetinkaya/bir-kara-gun-12-eylul