Yine Buruk Bir Ramazan

 Bir Ramazan ayını daha yine hüzün içinde geçiriyoruz.
Farklı coğrafyalarda yaşananlar ve yakından, uzaktan gelen haberler mübarek oruç günlerinin sevincini yarım bırakıyor.
Gazze’den gelen haberleri izliyorsunuz, okuyorsunuz…
Dün itibariyle İsrail işgal güçlerinin bombalı saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 120’yi geçmişti.
1000’e yakın da yaralı vardı…
Onlarca yıkılan ev, bombalanan bereketli tarım arazileri, yanıp giden ekinler...
Ramazan günü İsrail’in rahatlıkla katliam yapmaya cesaret edebilmesi ise bölgenin yaşadığı kaostan kaynaklanıyor.
Suriye’nin hali ortada…
Esad rejimi ve karşısındaki güçler arasındaki bu savaşın en büyük mağduru yine sivil, savunmasız insanlar, kadınlar ve çocuklar…
Geride kalan tam üç yıl boyunca her iki saatte bir çocuk, her üç saatte bir kadın ve her gün ortalama 100 kişinin yaşamını yitirdiği bir savaştan söz ediyoruz.
Gelinen noktada ise muhalif güç olarak adlandırılan gruplar artık rejimi bırakmış ve birbiriyle savaşmaya başlamış durumda.
Bölge devletleri ise çözümün değil sorunun parçasına, savaşın tarafına dönüşmüş vaziyette.
Haliyle istisnasız hepsinin bu akan kanda bir şekilde vebali var!
Diğer taraftan Suriye’deki kaostan güç ve ciddi bir askeri lojistik devşirmeyi başlayan silahlı örgütlerden IŞİD, şimdi Suriye’nin perişanlığının yanına zaten ABD işgali sonrası mahvolmuş Irak’ı eklemenin peşinde.
Suriye’de Kürt bölgelerine, Irak’ta ise Şii mezhebi mensuplarına saldırarak toplumlar ve mezhepler arasında büyük bir fitnenin taşıyıcısı olmakta.
Bunun kaçınılmaz olarak bu noktaya geleceğine dair söylenenler ise maalesef karşılığını bulmadı, bulmuyor.
Velhasıl Suriye’de söndürülemeyen ateş, tüm bölgeye yayılma eğiliminde.
İşte İsrail de böylesi bir ortamda katliama girişmekten elbette çekinmiyor.
* * *
Bölgede durum böyleyken diğer kıtalarda da Ramazan barış ve huzur içinde geçmiyor maalesef…
Afrika’da açlık ve susuzluk hâlâ ciddi bir sorun.
Kıta dışı emperyalist güçlerin açık ya da örtük müdahaleleri ise sömürge döneminin kapatılmak istenmediğini gösteriyor.
Haliyle açlık, susuzluk, barınma, sağlık gibi en temel insani sorunlar dahi çatışma ve savaş haberlerinin gölgesinde kalıyor.
Örneğin Güney Sudan…
2011’de ABD’nin müdahalesiyle Sudan’dan ayrılarak kurulan dünyanın en genç devleti.
Bugün ülke iç karışıklıkla ve kabileler arası çatışmalarla yaşanılmaz hale geliyor.
Binlerce insanın ölümüne, 1.5 milyondan fazla insanın başka yerlere kaçmasına sebep olan çatışmaların bulunduğu ülkede yaşanan diğer büyük felaket ise açlık.
Birleşmiş Milletler yetkililerinin geçen ay yaptığı bir açıklamada, bu yıl sonuna kadar çözüm geliştirilemezse açlık felaketinden dolayı 50 bin çocuğun hayatını kaybedeceğinden bahsediliyordu.
Afrika’dan Asya’ya geçtiğimizde ise Doğu Türkistan’ın acısıyla karşılaşıyoruz.
Çin yönetimi, Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygurlara baskı uygulamaya devam ediyor.
Ramazan ayında kamu çalışanlarına, öğretmenlere ve öğrencilere oruç tutmayı yasaklayan Çin yönetimi, okullarda oruç tutan öğrencileri fişliyor, zorla oruçlarını bozdurmaya çalışıyor.
Baskı öyle bir boyutta ki, sahur için uyandıklarında odalarının lambalarını açanlar anında okuldan atılmakla tehdit ediliyor.
Okul çevrelerindeki restoranlar iftar saatinden önce kapatılıyor; dükkanlarını kapatmayanlara ceza veriliyor…
Anlayacağınız her taraftan acı ve zulüm haberleri gelmeye devam ediyor.

YORUM EKLE