Yine o güzel misafir


Pazartesi günü, yine tam seher vaktinde, kutsal bir misafir çaldı zili. Kapıyı, gönülden açabildik mi? Uykudan, neşe içinde uyanıp, ‘’Hoşgeldin’’ diyebildik mi? Ruh ve gönül evimiz, bir misafiri, hele hele kutlu bir misafiri buyur edecek kadar, ak ve pak mı? Ramazan ile birlikte, gerçekten ‘’ramazan’’ olacak mıyız bu sene? Aç susuz kalıp, yorgun mu düşeceğiz, yoksa teravih, iftar, sahur, Kur’an ve oruç ile birlikte, ruhu mu doyuracağız?
Evet kafada olan sorularla, girdik on bir ayın sultanı Ramazan’a… Özden, yüz yıl sonra, ana kodlarımıza geri dönmekten söz ediyor olsak, yüz yıl süren, o ‘’laiklik’’ ve ‘’çağdaşlık’’ isimli, bizden bir asır çalan, ‘’batı’’ parfümlü uykudan uyandığımızı iddia ediyor olsak ta, ‘’Ramazan’’ olarak, özden koptuk biz. Hele hele, son yıllarda ramazan geliyor, kimsenin umurunda olmuyor. Ramazan geliyor, gündüz vakti, kafelerde, orada, şurada, çay kaşığı sesi çınlamaya devam ediyor. Ramazan geliyor, oruç birden, ‘’tercih meselesi’’ oluyor. Oruç tutan değil de, oruç tutmayan saygı bekliyor en hadsiz bir şekilde. 
Yeni yeni Osmanlı’nın değerini idrak etmeye başlayan, o ruh ile övünen, Osmanlı hayranlığını trend sayan bu millet, son yıllarda, on bir ayın sultani Ramazan-ı Şerif-i hakkı ile idrak etmede, ne yazık ki sınıfta kalıyor. Mekanlarda, ultra lüks iftar sofraları kuruluyor olsa da, evde eş dost, aile akraba iftar sofraları, ne acıdır ki tarih oldu. Kalmadı artık öyle, ‘’Buyrun, akşam orucu birlikte açalım’’ diyen. Ya da bir akşamüstü, çat kapı iftara gelen…
Son zamanlarda çok kez dediğim, bundan sonra da, çok kez diyeceğim gibi, biz, Türkiye olarak haç ve hilal savaşının, tam ortasındayız. Dua dışında, arakan yok bu savaşta. İsrail’in işkencesi ile mücadele eden, Filistin yok. Darbeci Sisi’nin, diktatörlük ile kan kusturduğu, çaresiz Mısır halkı, bu savaşta Hilal’in yanında yok. Açlık ile imtihan olan, Halep yok. Amerika’nın, emir eri haline gelip, İslam’a ve tüm ümmete ihanet eden, Suudi Arabistan yok. Birleşik Arap Emirlikleri yok. Bu savaşta, sözü ile bir tek Türkiye var. Ancak, sözü ile olan Türkiye, hal ve hareketleriyle, bu savaşta yok bence.
Kabul; “İslam sancağına sahip çıkan, bir tek biz varız. Bir tek Türkiye var.’’ diyerek övünmek, elbette çok güzel bir şey. Ancak ne yazık ki, İslam’a, övündüğümüz kadar sahip çıkamıyor, çıkmıyoruz. Ama konuşmak, kolay geliyor. Osmanlı’ya özenip, oturduğumuz yerden Osmanlı ile övünmek, kolay geliyor. Daha önce de dediğim gibi, başımıza bir parça örtü aldık ama, tesettürü buruşturup, direk çöpe attık. Tesettürü ve bazı kıymetli değerlerimizi çöpe attığımız gibi, on bir ayın sultani Ramazan’ın ruhunu da, bile isteye çöpe attık biz. Zor geldi zira, çorbaya biraz fazla su koyup, evimize iki insan davet etmek. Zor geldi, gelenlere tebessüm ile ‘’Hoşgeldin’’ demek.
Ve şimdi, yeni bir ramazan ayı başladı. Gelin bu sene, yiyecek içecek kalabalığı değil, insan kalabalığı olan, iftar sofraları kuralım. Gelin bu ramazan, gönülden gönüle sevgi köprüleri kuralım. Ve gelin bu sene, Ramazanı, ‘’ramazan’’ gibi yaşayalım. Hayırlı ramazanlar. 

YORUM EKLE

banner7

banner6