"Yoksunluk" yaşanmadan ayrılık olmaz

Önceki yazımda “evlilikte/sevgililikte ilişki sürerken yaşanan zorlanmaların ayrılık acısını karşıladığı” iddiası üzerinde durmuş,

bunun gerçeği yansıtmadığını dile getirmiştim.

Bu düşünceden hareketle boşanmanın hemen ardından ya da evlilik devam ederken başlayan yeni ilişkilerin,

sorun yumağına dönüşeceğini söylemiştim.

Ve

ayrılığın gerçekleşmesini yani ilişkinin tükenmesini sağlayan şeyin “yoksunluk” olduğunu,

yoksunluk yaşanmadan ilişkinin bitmeyeceğini,

bitmiş gibi görünse de sorunun şekil değiştirerek kendini başka bir alanda ifade edeceğini aktarmıştım.

Ve sormuştum;

“Yoksunluk nedir?”

Yoksunluk,

adı üstünde “yoklukla” ilgilidir.

Yokluk oluşmadan yoksunluk da yaşanmaz.

Yoksunluk süreci;

“kişinin yoksun kaldığı şeyin yokluğuyla başa çıkması gereken,

yokluğu hissedilen şeyin olmadığı hayata alışılan,

yokluğu söz konusu olan şeyin yokluğuna alışılan,

o yokluğa karşı geliştirilen yeni alışkanlıklar ve bağlarla oluşturulan duyarsızlaşma sürecidir”.

Bir süreçtir.

İlişkinin süresine ve iç içeliğine göre de yoksunluğun şiddeti ve zamanı “değişkenlik” gösterir.

***

Yoksunluk “kopuş” yaşanan nesneyle ilgili farklı yokluk durumlarının zorlamasıyla kendini gösterir.

Ayrılık sonrası ortaya çıkacak yokluk 2 açıdan söz konusudur:

ilki gündelik hayat içindeki paylaşımlara karşılık (zorlanılan durumlara karşın birine destek olma, birlikte paylaşılan anılar, iletişim vs) geliştirilen bağlılığın kopuşuyla ortaya çıkan yokluk..

Diğeri ise ötekinin bağlılığının kopuşunun getirdiği yokluktur…

Ayrılıkla birlikte ortaya çıkan bu iki zorlanmadan en şiddetlisi hangisidir?

Karşıdakinin bağının yokluğuna karşı hissedilen zorlanma mı?

Paylaşımların yokluğuna dair zorlanma mı?

Ayrılan pek çok kişi paylaşımlara dair yoksunluğun enacı verici olduğunu düşünse de ben böyle düşünmüyorum.

Kişi,

alınanlar verilenler hesaplandığında karşı tarafla yaşamanın kendisi için daha ekside olduğunu görmüş ve ayrılık yoluna girmiştir.

Böyle bir durumda kişiyi ayrılık sürecinde zorlayan ilişkide yaşadığı olumlulukların yokluğu değil

karşı tarafın bağının yokluğunda dair yoksunluktur.

Türkçesi kişinin kendisinden vazgeçildiğini düşünmesidir.

Süreç mutlu etse zaten ayrılığın kendisi söz konusu olmaz.

Bence yoksunluğun şiddetli şekilde başladığı yer de burasıdır.

Böyledir çünkü;

ötekinin bağının koptuğunu kabullenmekle kişinin beklentisi ve beklentinin yarattığı öfke sona erer

ve kişi ilişkiye bakış açısını genişletmeye başlar.

Sorgulama başlar.

Yoksunluk,

kişiler evliyse;

bir arada olmama ve boşanma durumlarının “ikisinin bir arada” oluşmasıyla ortaya çıkar.

Bunlardan birinin yokluğu yoksunluğun ortaya çıkmasına engel olur.

Bu nedenle,

boşanma gerçekleşmeden yaşanılan ayrılık yasın tutulduğunu göstermez.

Yine aynı gerekçeyle,

boşanılsa da aynı ortamda yaşamak yoksunluğun yaşandığı anlamına gelmez.

***

Son olarak,

Gökhan’a gönderme yapmadan yazıyı bitirmeyeceğim..

içim rahat etmez!

Tüm bu yorumlar kişisel mesleki gözlemlere dayanıyor sevgili arkadaşım.

Bilimsel bir yöntemle elde edilmiş, yanlışlanabilir veriler değil kuşkusuz (ayrıca, böyle bir bilgi üretebilmiş olsam bunu yayınlayacağım yer gazete köşesi değil bilimsel yayın yapan bir dergi olurdu) ve tartışmaya da açık.

Bilginin nasıl üretildiği önemlidir kuşkusuz, ancak kişilere ne kattığı bundan daha önemsiz değildir.

Yöntem bilginin değerini artırmaz ya da eksiltmez.

Bana göre tabi…

Sevgiler saygılarJ

Iyi haftalar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
la edri
la edri - 1 hafta Önce

Koçum Sen gökhan ile aşık atamazsîn

faust
faust - 6 gün Önce

Ayrılık yaşanmadan da yoksunluk olmaz

banner7

banner6