Yolsuzluk ve denetim

DENETDE (Devlet Denetim Elemanları Derneği) genel başkanı olduğum döneminde “Bir yerde yolsuzluk varsa denetim, denetim varsa yolsuzluk yoktur." sözünü slogan olarak belirlemiştik.

Şurası kesin bilinmelidir ki; yaşanan her yolsuzluğun arkasında denetim yokluğu, yetersizliği yatar...

Denetimin önemli ayaklarından birisi TBMM ve Siyasi partiler tarafından gerçekleştirilen siyasi denetimdir… Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçince siyasi denetimin araçlarından, “gensoru” kalktı... “Meclis araştırma önergesi” ve “Meclis soruşturma önergesi” çoğunluk kabul etmeyince uygulanması mümkün olmayan denetim yolları.  Yazılı ve sözlü soru önergelerinin çok büyük çoğunluğuna bakanlıklar cevap vermiyor. Yıllardır cevaplanmayan soru önergeleri var.  Cevaplamamanın siyasi bir müeyyidesi yok. Dolayısıyla bugün ülkemizde gerçek anlamda bir siyasi denetimden söz edilemez…

Denetimin en etkin olması gereken ayağı ise hukuki denetim… 2010 Anayasa değişikliğinden sonra FETÖ Hukuk sistemini tamamen ele geçirince hukuki denetim de bitti... FETÖ yargıdan büyük ölçüde temizlendi ama yeni savcı ve yargıçlar çok deneyimsizler... Avukatlıktan atanan, atamadan önce iktidar partisinin il ve ilçe örgütlerinde görev yapmış olan yargıç ve savcıların tarafsızlığı da tartışmaya açık bir durum. Yüksek yargının oluşma biçiminin de hukuki denetime ne kadar cevaz vereceği de ayrı bir konu...

Bürokratik denetim diyebileceğimiz Kamu Denetim Sistemi de 1980’li yılların sonlarından itibaren önemli darbeler aldı. Ömer Dinçer'in Başbakanlık Müsteşarlığı zamanında denetim hedef tahtasına kondu. Teftiş kurullarının adı ve yapısı değiştirildi. Teftiş kurullarını yok etmek için iç denetim birimleri oluşturuldu. Ama o da tutmadı... Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu parçalandı. MEB Teftiş Kurulu'nun yetkileri kısıtlandı. Bazı teftiş kurulları kapatıldı. Türkiye'nin en köklü denetim birimleri; Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu ve Gelirler Kontrolörlüğü ile vergi denetmenleri “Vergi Müfettişi” adı altında aynı unvanda birleştirilerek,  işlevsizleştirildi. Teftiş yönetimin önünde bir engel görüldü.  Denetimin kariyer yapısı bozuldu.  Denetim sistemine siyasi müdahaleler hız kazandı. Bürokratik denetimin içinde her zaman var olan "Tetikçi" denetim elemanlarının sayısı, sistemin politize olması ile daha da arttı. Sayıştay'ın yetkileri azaltıldı.  Dolayısıyla kamu denetim sistemi çok zayıflatıldı...

Denetimin en önemli ayağı kamuoyu denetimidir… Demokrasinin geliştiği, sivil toplum örgütlerinin güçlü olduğu, medyanın bağımsız olduğu ve medya patronlarının medya dışında kendisini iktidara bağımlı kılacak işinin olmadığı ülkelerde pek çok yolsuzluk, kamuoyu denetimi ile ortaya çıkarılır…

Eskiden STK'lar da yolsuzluk iddialarını gündeme getirir kamuoyu oluştururdu. Mesela DENETDE Başkanlığım dönemimde, kamu görevlisi olmama rağmen, herhangi bir takibat endişesi olmadan "57. Hükumetin yolsuzluk karnesi kabarık" diye demeç vermiştim. Şimdi üyeleri kamu görevlisi olan hiçbir STK’nın bu şekilde bir demeç vermesi mümkün değil. Halk Bankası ve Ziraat Bankasındaki yolsuzlukları gündeme taşımış, Halk Bankası Genel Müdürünün şikâyeti ile Bankacılık Kanununa muhalefetten ağır ceza mahkemesinde yargılanmıştık. Biz beraat ettik ama dönemin Halk Bankası Genel Müdürü bizim gündeme getirdiğimiz konularla ilgili olarak yargılandı ve mahkûm oldu...

Sendikalar, Odalar, Tüketici Birlikleri Kooperatifleri de zaman zaman yolsuzlukları deşifre edebilirlerdi… Medya da yolsuzlukların gündeme getirildiği bir platformdu…  Medya 4. Kuvvet olarak anılırdı… Ama bugün ne STK’ların ne de medyanın etkinliği kalmadı… FETÖ’nün hakim olduğu yıllarda STK’lar ve Medya üzerinde kurduğu hegemonya, kurduğu kumpaslarla kendisine muhalif STK’ları silindir gibi ezmesi STK’ları pasifleştirdi, ayrıca medyanın iktidar ile içiçe birkaç patronun kontrolüne geçmesi ve RTÜK uygulamaları medya denetimini zayıflattı… Bütün bunların sonucu kamuoyu denetimi etkisini kaybetti…

Denetim zayıflayınca da ister istemez yolsuzluk arttı... Hatta kurumsallaştı...

Yolsuzluğu önlemenin birinci yolu denetimi güçlendirmektir... Hem siyasi,  hukuki,  bürokratik denetim, hem de kamuoyu denetimi güçlenmeden yolsuzlukla mücadele edilmesi mümkün değildir.

Tekrarlayalım; “Bir yerde yolsuzluk varsa denetim, denetim varsa yolsuzluk yoktur."


 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Rifat KURAL
Rifat KURAL - 6 ay Önce

Noktası virgülüne kadar aynı görüşeyim. Teşekkür ederim.

Ali Peker.
Ali Peker. - 6 ay Önce

Yazınızda anlattığınız gibi bütün engeller planlı olarak tek ,tek temizlendi yıkıma gidiliyor.

Alaattin Avinç
Alaattin Avinç - 6 ay Önce

Minare kılıf meselesi Sn. Başkanım

Ali kılıç
Ali kılıç - 6 ay Önce

Son cümleye yerden göğe kadar katılıyorum

Mehmet Deniz
Mehmet Deniz - 6 ay Önce

Çok isabetli ve yerinde tespitler. Eline yüreğine sağlık. Ama günümüzde bunlardan ders çıkartacak kurum ve yöneticileri bulmak zor malesef.

Mehmet GÜL
Mehmet GÜL - 6 ay Önce

Ağzına sağlık kardeşim. Çok güzel derleyip, değerlendirmişsin.

Nurettin Anın
Nurettin Anın - 6 ay Önce

Denetim-Yolsuzluk ekseninde bir dönemi tahlil eden yazınızda ülkemizin Dünya Devletleri arasındaki yerimizi ortaya koymaktadır. Çok şükür ülkemizin halkın teslimi, adaletin tesisi gibi bir derdi yoktur!...Oysa hak hukukun varmak istediği yer, adalet ise hakkın teslim edildiği kurum olmalıdır.

Ömer Keskin
Ömer Keskin - 6 ay Önce

Mevcut gerçeklik ancak bu kadar açık bir şekilde ortaya konur. Eline sağlık, kalemine kuvvet...